Ordu’nun Derelerinde “Gomit Balığı” Avlamak

0

Ordu’nun Boztepe köyü sınırlarında akan Ağcova deresi kenarında yazın dedemin mallarını yaydığımız eski çocukluk günlerini birden hatırladım. O yıllarda çocukluk çok hareketliydi. Koşar, düşer, yine devam ederdik. Kafası yarılmayan, kolu çıkmayan, ayağı burkulmayan çocuk yoktu. Öyle ki hareketli camızın sırtına çıkıp, derede suya kendimizi atardık. Anamızın elinde diktiği kara donun suyunu sıkar, yine giyerdik. El avıyla taşların altından dere balığını sevinçle yakalardık. Derede canlı yakaladığımız balıkları kara lastiklerimize su doldurup, eve kadar getirmeye çalışırdık. İnekten sağılan sabah sütü kara kazanda yer ocağında kaynatılırdı. Kaynayan o taze sütün kaymağı alınır, üzerine şeker serpilip kahvaltımız sahanda getirilirdi. Ahırdaki folluktan alınan taze yumurtadan tereyağlı mıhlama da cabası olurdu.

Fındık toplandıktan sonra bahçede başak yapıp, rahmetli bakkal Ekrem Duyar’dan fındık karşılığında üç beş mantar alıp, heyecanla mantar tabancamızı havaya sıkardık. Ellerimiz yapış yapış olsa da o koca dut ağacının dalında ballı dutları afiyetle yerdik. Ihlamurları büyüklerimiz belimize peştamal bağlatıp ağaçtan tek tek bize toplatırlardı. Taş elmaları ağaçtan toplar, yaptığımız oyuncak çamur fırınımızda pişirip zevkle yerdik. Koşup terler, susar, acıkırdık, Bakır güğümlerden alınan buz gibi membaa suyunu kalaylı taslardan kana kana içerdik. Evin kapısındaki samanlıkta otun arasında sarartılan armutları gizlice tek tek gövdeye indirirdik.. Eski yamalıklardan top yapar, çıplak ayakla çimenlerde oynardık. Bazen de ya beştaş oynar yada birdirbir oynardık.

O eski günlerde, Ağcova deresinde ilk öncelik ‘yüzmek’ değildi. Yaz gelince köyde yetişen gençleri derelere çeken gerçek heyecan,”Gomit balığı tutmak” hevesiydi. İnekleri, camışları önüne katıp yaymak niyetiyle yola koyulduğunda Gomit balığı avlamak heyecanı köyün gençlerini sarardı. Hayvanlarla birlikte adeta yarışarak gençler bir an önce dereye varmaya çalışılırdı. Ayaklarına batan taşların ve dikenlerin, çarptığı ağaç köklerinin hiç mi hiç önemi yoktu. Dereye varana kadar nefesler kesilir, derman kalmazdı. Dere kenarları gençler için avlanmak, top oynamak, ateş yapıp balıkları yemek her türlü eğlence spor türü aktivite alanlarıydı. Ama Gomit tutmanın apayrı bir zevki vardı. Yöremize mahsus özelliğiyle derelerimizde yaşayan bu “Kaya Balığı” türünün o yıllarda köylerimizde ne denli sevildiğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Sazangiller Familyası’ndan, Dere Kayabalığı (Gobio) olarak adlandırılan bu balık eskiden derelerimizde ne kadar da çoktu…

İnekler dere kenarındaki yeşil çayırlarda zevkle yayılırken, camışlar sulara serinlerken köyün gençleri yüzme faslını top oynamayı kısa keserek bir an evvel Gomit tutmaya başlamak için sabırsızlanırlardı. “El avı “ o zaman en heyecanlı ve zevki bir tür balık avına denirdi. El avı her yerde yapılmazdı, deredeki gölcüklerin biraz üstünden başlanırdı. Hafif de olsa inişe geçen dere zeminin sulara kazandırdığı meyil ile bu noktadaki akış her zaman hızlı olurdu. Derelerdeki bu eğim, tüm sellere rağmen varlığını hep korurdu. Yine, zemindeki taşların sırtlarından atlaya atlaya ilerleyen sular tepelerinde durmadan kırılarak oynaşan köpükleriyle durup dinlenmeden koro halinde şırıl şırıl mırıldanırlardı..

Köyün genç avcıları balıkçıl kuşları gibi derelere yayılıp, hiç sektirmeden önlerine gelen her taşın altını yoklamaya başlardı. Adeta nefesler tutulur, sudaki adımlardan en ufak bir hışırtı çıkmazdı.. Çok dikkatli ve sessiz olunması gerektiğini hepsi bilirdi. Hafifçe açtıkları parmaklarıyla ellerini yavaşça suya sokarlardı. O taşı sanki kaldırmak istiyormuş gibi bir hareketle avuçların içine alırlardı. Taşın altında Gomit varlığını parmak uçlarıyla hissetmeye çalışırlardı. Taşın altında avuçladığı balığı kapıp hızla kenara fırlatırlardı. Balık kenarda hoplayıp zıplarken bir gençte onları toplayıp, ya ipe dizer, ya da kara lastiğin içindeki suya bırakırdı. O yıllarda derelerde o kadar bol balık vardı ki…

Bir yaz mevsimi boyunca köyün tüm çocukları her gün bir dizin balık tutardı. Gramaja vurursak her dizinde de en az yarım kilo balıklar olurdu. Yine derelerimizde yaşayan tatlı su balıkları türlerinin yavruları da büyük balıklara yem olmamak için sürüler halinde çok sığ sularda dolaşırlardı. Bu küçük balıklar, büyük balıklara yem olmazlardı ama çocukların midelerine inmekten asla kurtulamazlardı. Üstelik onlardan yakaladıklarının pek çoklarını da kara lastiklere suyla doldurup eve götürürler, su depolarına, obuz gölcüklerine salarlardı.

Akçova Deresi’nin güvenli ılık ve sığ kenarlarında belirli bir boya ulaşan bu yavru balıklar, daha sonra derelerin akıntılı ortamlarına dönerler ve oralarda dolaşmaya başlarlardı. Gençler, yeni büyüyen Gomitlere de rastladığında o sürüleri de kovalar onları taşların altlarında gizlenmeye zorlardı. Sonra elleri olabildiğince büyük bir taş alıp, saklandıklarını gördükleri veya tahmin ettiği taşların üzerlerine var güçleriyle vururlardı.. Şayet altında saklanmış balıklar varsa bir dinamit etkisi yaratan bu vuruştan sonra, anında karınları üstüne dönmüş olarak suyun yüzüne çıkarlardı.

El Avının bir de tedirginlik yaratan özelliği vardı. Bazen bir taşın altındaki minicik bir kovukta Gomit diye varlığını hissettikleri ve epeyce bir uğraştan sonra nihayet çıkardığı şeyin aslında bir “su yılanı” olduğunu görmekti. Su yılanı elden hemen atılmazsa anında parmaklara dolanırdı. O andaki paniği varın düşünün. Suyun içindeki yüzeye oldukça yakın; güneş ışınlarıyla ısınmış taşların aralarında iyice kıvrılmış bir halde güneşlendiklerini de sık sık görülürdü.. Bunlar genellikle yavru boyutunda olanlardı.
İşte, onlarla dere kenarında yaşayan köylerin ve gençlerin böyle bir aşinalıkları da vardı.

Şimdilerde ise artık bir sürü beton yapılar, atıklar, kirlilikler, küresel kuraklar yüzünden derelerde balık, yılan, kuş ve her türlü canlı yaşamını tehdit eden bir ortamla karşı karşıyayız. O yüzden gelecek nesillerin bilmesi açısından, geçmişten günümüze olan bu dere boyu yaşamı araştırıp kayıtlara aldık, kalın sağlıcakla…

NAİM GÜNEY

Paylaş
Önceki İçerik“9. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi” Ordu’da Yapılacak
Sonraki İçerikOrdu’da kahvaltı nerede yapılır ?
Naim Güney
1958 yılında doğumlu, Hüseyin Naim Güney, ilkokul, ortaokul ve Liseyi Ordu'da bitirdi. KTÜ Ordu Meslek Yüksek Okulundan İnşaat bölümünden mezun oldu. 1979 yılından itibaren bir süre yurt dışında özel sektörde çalıştı. 1980 yılından beri Devlet Su İşlerin 75.Şube Müdürlüğünde çeşitli birimlerde görev yaptı. Evli ve iki çocuk babası olan “H. Naim Güney” hâlihazırda; Ordu hakkında yerel tarih araştırmaları yapmaya devam etmektedir. Çeşitli Dergi, Gazete ve Sosyal Medyada yaptığı yerel araştırmalar seri olarak yayınlanmaktadır. “Eski Vergiler” ve “Ordu’da Meydana Gelen Doğal Afetler” adında iki adet kitabı bulunmaktadır.