Ordulu Kasap Mihail’in oğlu Haris

Ordulu kasap Mihail’in oğlu Haris… Atletizmle başlayan spor hayatını, futbolla zirveye taşıdı. Silahlı Kuvvetler takımında oynayabilmek için dinini değiştirdi, Haris olan adını Halis yaptı. Galatasaray’ın 1949'da ki şampiyon takımının yıldızı oldu.

0

Futbol, Karadeniz’de tutkuyla sevilir. Hamsinin, mısır ekmeğinin, kemençenin, horonun yanı başında yer bulur her zaman kendine. Bahçede fındık toplayan kadın da gönlünde bir takım yaşatır; evinden adım atamayan, dizleri tutmayan yaşlı da içinde bir futbolcu gizler. Böylesine aşkla sevilen futbolun bölgedeki geçmişi 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin uzanır. Gürcistan’dan gelen futbol takımları, “Kafkas Karması” oluşturarak Trabzon’da ki takımlarla maç yaparlar. İzleyenleri kendine bağlayan futbol, Karadeniz’in diğer kentlerinde de hızla yayılır.

Ordulular, futbolun büyüsüne çabucak kapılan Karadeniz insanlarıdır. Ordulu gençler, kentin hemen her düzlüğünde Ruslardan aldıkları toplarla boy göstermeye başlarlar. Kısa sürede rakip takımlar ortaya çıkar ve şehrin terzilerine diktirdikleri renkli formalarla karşı karşıya gelip halk arasında günlerce konuşulacak, heyecanlı iddialara yol açacak maçlar yaparlar. Öyle ki kadınlar da sağdan soldan duydukları bu “top oyunu”nu izlemek için futbol alanlarına gelirler.

1920’li yıllardaki heyecanlı karşılaşmaları izleyerek büyüyenlerden biri de Ordulu kasap Mihail’in oğlu Haris’ti. Mihail, protestan Rumlardandı ve mübadeleden muaftı. Bu nedenle Ordu’dan ayrılmamıştı. 1919’da doğan Haris, evlerinin birkaç sokak ötesindeki Millet Düzü’nde, üzerlerindeki formayı bir üniformaymışçasına giyen ve cakayla şut çekenlere özenerek topa vurmayı, çalım atmayı öğrendi. Bıyıklarının yeni yeni terlediği günlerde atletizm alanındaki yeteneği öğretmenlerinin dikkatini çekti. Bölgede 100 ve 400 metre koşularında birinciliği kimseye kaptırmıyordu. Ancak onun aklı hep futboldaydı ve Gençler Yurdu Kulübü’nün oyuncusu olmayı istiyordu. Haris çok geçmeden bu isteğine kavuştu. Birkaç maç sonra, futbol yeteneğinin atletizmdeki başarısını gölgede bırakacağı anlaşıldı. O artık rakip takım “İdman Yurdu”nun kale direklerini bir şutla deviren, ağları yırtan bir futbolcuydu. Halk bu futbolcuya hayrandı; caddelerde parmakla gösteriliyordu.

Küçük bir ‘sorun’ vardı: Rum’du…

Haris, vatani görevini yapmak için 1941 yılında Ankara’ya gitti. Askerlik görevini yaparken futbol oynamayı hiç bırakmadı ve hemen bu yeteneği ile dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Ondan o dönem Türk Silahlı Kuvvetleri’nin milli takımı sayılabilecek Karagücü’nde oynaması istendi. Ancak küçük bir sorun vardı; o bir Rum’du! Müslüman olursa takımda yer alabileceğini söyler komutanları… Futbol aşkı ile yanıp tutuşan Haris “olsun, futbol oynamak için her şeyi yaparım” der ve Ankara Müftülüğü’ne giderek burada müslüman olur. Kasap Mihail’in oğlu Haris artık “Halis” olmuştur.

10.Ocak.1943 – 74 sene önce bugün Beşiktaş, İstanbul Kupası çeyrek final maçında Taksim’i 8-0 yenerek ilk 4 takım arasına kaldı. Şeref Stadı’nda, Bahaeddin Uluöz’ün hakemliğinde oynanan karşılaşmada Mehmet Ali Tanman – Fevzi Uman, Yani Sasapulos – Saim Sarper, Ömer Doğan, Hüseyin Saygun – Halis Etçi, Kemal Gülçelik, Hakkı Yeten, İbrahim Tusder, Şeref Görkey onbiriyle oynayan Beşiktaş’ın gollerini 7.dakikada Hakkı Yeten, 18.dakikada Halis Etçi, 19.dakikada Şeref Görkey, 27 ve 45.dakikalarda Kemal Gülçelik, 31.dakikada Nubar Hamamcıyan kendi kalesine ile penaltıdan 82 ve 87.dakikalarda İbrahim Tusder attılar.

Babası da kasaplığından dolayı “etçi” soyadını almıştı. Halis Etçi, Karagücü’nde ağları havalandırırken Beşiktaş Kulübü onu keşfeder. Hemen transfer teklifi yapılır ama öyle büyük paralar dönmemektedir henüz. Beşiktaş, Halis’e bir de iş bulur İstanbul’da! Beyoğlu’nda bir eczanede kalfalık yapmaya başlar bizim Halis.

Henüz Türkiye Ligi kurulmadığı için, karşılaşmalar “İstanbul Ligi” adı altında yapılmaktaydı. 1942 yılında Beşiktaş’a transfer olan Halis, o dönem Beşiktaş’ın efsane ismi “Baba Hakkı” lakaplı Hakkı Yeten ile birlikte futbol oynamış, 1942-1943, 1944-1945 ve 1945-1946 sezonlarında Beşiktaş forması ile 3 kez İstanbul Lig Şampiyonluğu sevinci yaşamıştır. Bu başarısının ardından Halis, bu defa İstanbul’un güçlü takımlarından Galatasaray’a transfer olur.

29.Mart.1947 – 70 sene önce bugün, Milli Eğitim Kupası (Milli Küme) maçında Galatasaray, deplasmanda İzmir’in Altınordu takımını 7-3 mağlup etti. İzmir Alsancak Stadı’nda, Ömer Tanyeri’nin hakemliğinde oynanan karşılaşamada ev sahibi Altınordu, Melih – Halim, Salih – İzzet, İbrahim, Lütfü – Vitali, Sait Altınordu, Hikmet, Memduh Gezer, Recep; Sarı-Kırmızılılar ise Erdoğan Atlıoğlu – Fazıl Göknar, İlhan Selçuk İstinyeli – Doğan Koloğlu, Bülent, Necmi Erdoğdu – İsfendiyar Açıksöz, Halis Etçi, Reha Eken, Koçis Kandidis, Mehmet Ali Gültekin kadrolarıyla oynadılar. Altınordu’nun gollerini 5.dakikada Memduh Gezer ile 22 ve penaltıdan 66.dakikalarda Sait Altınordu atarken, Sarı-Kırmızılılar 10.dakikada Necni Erdoğdu, 15.dakikada Koçis Kandidis, 27 ve 59.dakikalarda İsfendiyar Açıksöz, 26 ve 75.dakikalarda Halis Etçi ile 86.dakikada Reha Eken’in golleriyle maçı 7-3 kazandılar.

Galatasaray’a transfer olan Halis, burada da adından söz ettirir. Galatasaray’ın 1949 yılında şampiyon olan efsanevi takımında o da yer alır. Galatasaray tarihi’nin yazarı Süleyman Tekil, Halis Etçi’yi şöyle anlatıyor yazısında:

Halis, takımda üç dönem oynadı. Futbol bilgisi, tekniği, sürati yerindeydi. Gerisinde Musa, yanında İsfendiyar ile mükemmel bir trio vücuda getirdiler. Forvetle haf arasında top toplaması akıllı oyununun işaretlerinden biriydi.

Halis, daha büyük başarılara koşacağı sırada menisküs oldu. Tedavisini yaptıramadı ve hem İstanbul’a hem de çok sevdiği futbola veda ederek Ordu’ya dönmek zorunda kaldı. Hiç unutmadığı, sevdiği memleketine dönmekten sevinçliydi ama ailesi maddi zorluklar içindeydi.

Halis, maddi zorluklara pek fazla dayanamadı ve akrabalarının olduğu Yunanistan’a ailesi ile taşınmaya karar verdi. Ancak sınırda Halis’e “dur; sen de kimsin” dediler. Öyle ya; o Halis adını taşımaktaydı ve artık müslümandı! Şaşırdı; ve mecburen Ordu’ya geri döndü.

Bu küçük şehirde herkes birbirini tanımaktaydı. Tarihçi Hikmet Pala’nın araştırmasına göre, bir gece nüfus müdürlüğündeki kayıtlarla yeniden oynanır ve Halis, Yunanistan’a gidebilmek için “Haris” oluverir yeni baştan… Artık Yunanistan’a gidebilirdi.

Aklı Beşiktaş ve Galatasaray’da kaldı

Yeni ülkesinde tedavi olan ve yeniden futbola dönen Haris, Yunanistan’ın ünlü takımı Olimpiakos’ta top koşturmaya başlar. Futbolu bıraktıktan sonra ise Forsala Teselia takımında teknik direktörlük yaptı. Ancak, hiç bir şey eskisi gibi değildi Haris için… Yunanistan’a gittiğinde beklediği gibi bir his oluşmamış, tam tersine gider gitmez pişman olmuş, memleket özlemi ağır basmıştı. Aklı Beşiktaş’ta, Galatasaray’da, Beyoğlu’nda; ama ille de Ordu’da ve dostlarındaydı. Kulağı radyoda maçları dinliyor; İstanbul gazetelerini getirtiyor; Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın formalarını, atkılarını, takım fotoğraflarını evinin her köşesine asıyordu.

Ordu’ya mektup yazıp, dostlarına yeni kurulan Orduspor’u soruyordu. Elinde bağlamasıyla Ordu türkülerini gözyaşları içinde teybe okuyordu. Tüm arzusu Orduspor’un şampiyon olduğunu görmekti. Her ne kadar 1975 yılında Orduspor’un şampiyonluğunu göremese de çok uzaklardan bu sevince ortak olmuştu.

Bir Ordulu olarak öleceğim

Ordulu Haris, 1985 yılında 66 yaşında iken Ordu’ya kısa süreliğine geri geldi. Maçlara gitti, sokaklarında yürüdü, dostlarıyla buluşup hasret giderdi. Ordulular da onu unutmamıştı. Haris, kentten ayrılırken basın aracılığıyla seslenir hemşehrilerine…

“Doğup büyüdüğüm, okullarında okuduğum, mahallelerinde koşup oynadığım, sahalarında top koşturduğum güzel ve cennet Ordu’ya 40 yıl sonra gelmenin mutluluğunu eşim Stefani ile birlikte yaşıyorum. Sınıf arkadaşlarımı, okul ve mahalle arkadaşlarımı gördüm. Birçoklarının da ebediyete intikal ettiklerini duydum. Görüştüklerime ne denli sevinmişsem, ebediyete intikal edenleri öğrenince de çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Gördüğümüz konukseverlik karşısında hem duygulandım ve hem de gururlandım. Kırk yıl önceki hayata dönmek çok güzel. Ben nereye gidersem gideyim, yaşadığım sürece bir Ordulu olarak yaşayacak ve bir Ordulu olarak öleceğim. Tüm hemşehrilerimin bunu böyle bilmelerini istiyorum. Yunanistan’ın Katerini şehrinde oturuyorum. Buraya gelecek her Ordulu hemşehrime kapılarımız ardına kadar açıktır. Doğduğum, çocukluğumun ve gençliğimin en güzel yıllarını geçirdiğim bu şehirden ayrılırken duyduğum acı çok büyüktür. Yalnız ne var ki bu acımı kalbime doldurduğum siz Orduluların sevgisiyle gidermeye çalışacağım. Bu güzel şehre çok sevdiğim hemşehrilerime, sınıf arkadaşlarıma veda ederken kalbimi sizlere bırakıyor, ruhumu ise sizlerin sevgisiyle doldurup ayrılıyorum. Yaşadığım sürece de bu sevgimi yaşatacağım. Sevgili ordu’m, sevgili ordulular ve sevgili dostlarım. iyi gelecekler hepinizin olsun!”

Ordu özlemiyle gözlerini yumdu

Yunanistan’a dönünce düşlerine yine Ordu girmişti. Onlarca yıllık boşluğu bu ziyaretle doldurmuştu; ama ruhunda bir özlem uçurumu da açılmıştı. Haris etçi, 2005 yılında Türkiye ve Ordu özlemiyle yaşama veda etmeden hemen önce, kendisiyle röportaj yapmak isteyen bir yunan tv kanalına, yattığı yatağın başucuna Beşiktaş, Galatasaray ve Orduspor flamalarını asarak konuştu. Şimdi Katerini’de sonsuz uykusunu uyuyor; o artık yok ama ruhu Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın, Orduspor’un her maçında tribünlerde ve Ordu sokaklarında yerini alıyor.

Derleyen : Hüseyin Öztürk