Ordulu Dondurmacı Acemoğlu Hacı Mehmet’in Hikayesi

0
Acem oğulları, 1800’li yılların sonunda İran’dan 5-6 kabile olarak ülkemize göç eden Trabzon’dan giriş yapmışlardı. Erzincan üstünden Çambaşı yaylasına kadar gelen Acemoğlu kardeşler bir müddet bu mevkide ikamet etmişlerdi. Çambaşı yaylağında bir de Acemoğlu hanı da açmışlar ve bir müddet bu hanı otel olarak işletmişlerdi. Soğuk kış şartlarında daha fazla barınamayınca Çambaşı yaylasından Ordu’ya inen Acemoğullarından Halil Efendi, Eskipazar köyüne yerleşmişti. Sivrisinek ve sıtmadan rahatsızlık duyunca Acemoğlu Halil Efendi, Saray mahallesinde Saime Hafızın arazisinde bir ev yapıp oraya yerleşmişlerdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında dışarıdan göç edenler, Sarıçiçekliğin yanındaki boş arsalara yerleştirilirdi. Devlet, Acemoğullarına da Sarıçiçeklikte bir arsa vermişti.
Acemoğulları Ordu’da ilk önce Orta cami yanında bir kahvehane açıp yıllarca halka hizmet ediyorlardı… Acemoğulları bu arada “Çınar” soyadını alırken, seferberlik yıllarında Acemoğullarından 7 kardeş askere alınıyordu. Uzun yıllar ülke için cephelerde savaşa katılan Acemoğlu kardeşlerden Ordu’ya ancak üç kardeş sağ olarak geri dönebiliyordu.
ACEMOĞLU HACI MEHMET ÇINAR, ŞERBETÇİLİK YAPARAK HAYATA ATILIYOR
Ordu’da insanlar geçmiş yılların sıcak yaz günlerinde serinlemek için üzüm pekmezinden yapılan buzlu şıralar, soğuk limonatalar ve köpüklü ayranlar içerlerdi. Gerçekten sıcaklardan dili damağı yapışan insanlar için bir bardak buz gibi üzüm suyu şerbetinin veya limonatanın yerini ne tutabilirdi ki?
Yazın oluşan bu yoğun talebi fark eden Acemoğlu Hacı Mehmet Çınar, hemen içecek sektöründe yerini almak için kollarını sıvamıştı. 1930’lu yıllarda Acemoğlu Hacı Mehmet usta, ilk önce şerbetçilik yaparak iş hayatına atılıyordu. Sırtına aldığı sarı bakırdan yapma şerbet güğümü ile Ordu’nun sokaklarını arşınlayan Acemoğlu Hacı Mehmet, mis gibi kokulu siyah üzümlerden yaptığı özel şırasını herkese bir an da kabul ettirmişti. Şerbetçi Acemoğlu Hacı Mehmet, yaz günlerinde sıcaktan bunalan Ordu’luların imdadına “Buz gibi şerbeeet!” naralarıyla yetişiyordu. Bu serinlik çağrısına elindeki çın çın taslarını birbirine vurarak çıkardığı ahenkli sesi de eşlik ediyordu. Güneşin tepeye yükselip sıcağın bastırdığı dakikalarda Acemoğlu Hacı Mehmet, Yalı cami ile Orta cami önlerine gider, sırtındaki şerbet güğümüyle gelecek susamış hararetli müşterilerini beklerdi.

Acemoğlu Hacı Mehmet usta hazırladığı şerbetleri Ordu’nun kokulu muhacir üzümlerinden seçerek yapardı. Yaz öncesi tanıdığı köylü müşterilerine sipariş verdiği üzüm pekmezlerini toprak küplerde özel biçimde saklardı. Satın aldığı üzüm pekmezinin içerisine değişik tatlar versin diye gül suyu ve tarçın da ilave ettiği olurdu. Şerbeti yapan Acemoğlu Hacı Mehmet usta tecrübesine dayanarak bunların miktarını ayarlardı. Daha sonra bu karışıma yine temiz su katardı. Katılacak su oranı da şerbetin olması istenen kıvamına göre değişirdi. Tüm bu işlerin ardından asıl zahmetli bölüm olan tatlandırma aşamasına geçilirdi. Kenarları yüksekçe ve geniş kalaylı bakır leğenlere konulan şerbet büyük kepçelerle karıştırılarak havalandırılırdı. Kepçe ile leğenden alınan şerbet biraz daha yüksekten tekrar leğene geri boşaltılırdı. Bu işlem bayağı zaman alırdı. Şerbet bu havalandırma sırasında hem köpürür, hem de tatlanırdı. Köpükler bir kepçe ile alınırdı. Gerçekten de bu karıştırma işlemi yapılmazsa şerbet acımsı olur ve bu halde içilmesi mümkün olmazdı. Hazırlanan şerbet satışa sunulmak için sırtta askılıklarla taşınan silindir biçiminde güğümlere boşaltılırdı. Bu özel güğümler bakırcılar tarafından sarıdan yapılırdı.
Bu şerbet güğümünün dibi ve üst tarafı dar, uzunca bir silindir biçiminde olurdu. Bu güğümün üst tarafında genişçe bir ağzı ve kapağı bulunurdu. Bunun sebebi, bu kapaktan içeri büyük buz parçalarının rahatlıkla tuluğun içerisine girmesini sağlamaktı. Acemoğlu Hacı Mehmet usta şerbetin soğuk kalmasını sağlamak için Aziziye Mahallesindeki kar kuyularından temin ettiği karları parçalayarak, bol miktarda güğümün içerisine atardı. Şerbet soğuk içilmesi gereken bir içecekti ve soğuk şerbetin tadı daha da güzeldi. Güğümünün dip tarafındaki lehimli borunun ucunda da şerbetin bardaklara akıtıldığı musluk bulunurdu. Sırtta taşınan bu güğümün hemen yanında küçük bir benzeri vardı. Bu bölüm temiz su deposuydu. Kullanılan bardaklar bu mataradan akıtılan su ile yıkanırdı. Ordu’da eskiden bazı hayırsever kimseler çarşıda gezen Acemoğlu Hacı Mehmet usta veya başka bir şerbetçi ile anlaşarak güğümündeki şerbetini ücretsiz olarak halka dağıtmasını ister ve şerbetçiye bunun ücretini öderdi. Şerbetçi de bu işi yaparken “sebil, sebil” diye bağırarak yoldan geçenlere ve o anda etrafında bulunanlara şerbeti bitinceye kadar dağıtmaya devam ederdi. Ayrıca cuma günleri namaz bitiminde cami önlerinde ve mezarlıkta cenaze defnedildikten sonra şerbet sebil edenler olurdu.
Acemoğlu Hacı Mehmet usta şerbet ve dondurmalarında kullandığı kar ve buzları satın aldıkları karlıklar vardı. Şerbet ve dondurma işlerinde bu karlıklardan temin edilen karlar kullanılırdı. “Karlık” adı verilen kar depoları Boztepe’de, Aziziye Mahallesinde kazılan çukurlardı. Kışın yağan karlar bu işle ilgili kişiler tarafından kazılmış bu çukurlara kış aylarında yağan karları toplarlardı. Üstlerini de karın erimesini önlemek için bitkilerin yapraklarını veya samanla örterlerdi. Yaz mevsimine kadar erimeden kalan bu sıkıştırılmış karlar, buza ihtiyaç duyulan dondurmacı, şerbetçi vb. meslek sahipleri tarafından ihtiyaca göre kullanılırdı.
ACEMOĞLU HACI MEHMET USTA İLK DÜKKÂNINI AÇIP, DONDURMACILIĞA BAŞLIYOR
Acemoğlu Hacı Mehmet usta, her gün sırtında taşıdığı ağır şerbet güğümü, bel ağrılarına sebep olmuştu. Acemoğlu Hacı Mehmet usta, artan bel ağrılarından dolayı kendine sabit bir mekân tutmayı kafasına koymuştu. Tuttuğu ilk mekân Osman paşa şadırvanın karşısında sonraları Saatçi Bekir’in kullandığı dükkândı. Satın alıp yerleştiği yeni dükkânında işini de genişletmişti. Acemoğlu Hacı Mehmet usta Düz Mahallede Pazar yeri kenarında şimdiki Çifte Fırının yanında birde dondurma imalathanesi açmıştı. Bu yeni imalathanesinde Acemoğlu Hacı Mehmet usta dondurmayla birlikte bütün şıra ve meşrubatları da yapıp, satmaya başlamıştı.
O yıllarda Keçiköy Oluk yanında yaşayan Asarlı oğullarının kızı Hatice hanımla da evlenen Acemoğlu Hacı Mehmet’in mücadele ve koşuşturma ile geçen iş hayatı esnasında ilk çocuğu kızı Hacer Sarıyer, ikinci oğlu Halil İbrahim Çınar ve en son olarak kızı Songül Kurdal oluyor. Evlendikten bir müddet sonra eşi Hatice Hanımların Zaferimilli mahallesinde bulunan baba evine taşınmışlardı. Bu bahçeli evde yıllarca oturan Acemoğlu Hacı Mehmet ailesi daha sonraki yıllarda Sarıçiçeklikteki babadan kalma eski boş arsanın üzerine yaptıkları tek katlı evlerine taşınmışlardı.
Acemoğlu ve hanımı dondurma tezgahının başında
Hatice Hanım, Acemoğlu Hacı Mehmet ile evlendikten sonra kayınvalidesi Rabia Hanımdan da dondurmanın her türlü sırrını iyice öğrenmişti.. Hatice Hanım, Acemoğlu Hacı Mehmet ustanın yıllarca evde ve imalathanesinde her işinde kolu kanadı oluyor, fedakârca eşine yardım ediyordu. Hatice Hanım, dondurmanın ana malzemesi olan sütün işlenmesi ile ilgili olan işleri evinde özel olarak hazırlardı. Hatice Hanım ile Acemoğlu Hacı Mehmet Zaferi milli mahallesinde iken kendi inekleri vardı. Kendi hayvanlarından aldığı çiğ sütü dondurma için kullanan Hatice Hanım, Elmalık mahallesindeki evine taşınınca ineklerini satmak zorunda kalmıştı. Bu yüzden Ordu’da iken sütü köy kadınlarından tembih ederek günlük almaya başlamışlardı. Hatice Hanım çiğ sütün dondurmalık süt haline gelmesi için ateşte dört beş saat kaynatırdı. Üç bakraç sütü kaynatarak muhallebi kıvamına getirene kadar kaynayan süt sonunda bir bakraca kadar inerdi. Hatice Hanım, evde pişirdiği sütü sıcak ateşten indirmeden önce şekerini koyar, sonra salebini eklerdi.
Acemoğlu Hacı Mehmet usta ise meşhur dondurmasını kalaylı bakır kaplarda yapardı. Dondurma imalatına başlamadan önce Acemoğlu Hacı Mehmet usta, önceden hazırlanan malzemeyi kalaylı bakır kaplara koyup, sonra da vanilyasını eklerdi. Sonra bu özel dondurma kaplarını ahşap gerdel kovaların içine yerleştirirdi. Acemoğlu Hacı Mehmet usta gerdelle kavanozun arasına ise bolca buzlu kar sıkıştırır, üstüne ısıyı düşürmek için tuz ilave ederdi. Sonra bakır kabın ağzını sıkıca kapatır ve dondurma kabını hızlı olmayacak şekilde sürekli durmadan çevirmeye başlardı… Bazen bu döndürme işlemi bir iki saati geçerdi. Acemoğlu Hacı Mehmet usta, çevirdiği bakır kaptaki malzemenin donma kıvamını anlamak için arada kapağı açarak, kontrol ederdi. Kapak açılır açılmaz, dondurmadan dumanlar tüter, mis gibi vanilyalı kokular saçardı. Artık sütlü bu mayi donma kıvamına gelince; Acemoğlu Hacı Mehmet usta ya da oğlu veya tezgâhtarı, yaklaşık bir metre boyundaki köteğini alıp, dondurmayı döverek kabartmaya başlardı.
ACEMOĞLU MEHMET’İN OĞLU HALİL İBRAHİM ÇINAR O ESKİ GÜNLERİ ANLATIYOR
Acemoğlu Hacı Mehmet ustanın oğlu Halil İbrahim Çınar dondurma yapımını şöyle anlatıyordu: “Bu işlemi yaparken dondurmanın sakız gibi kıvama gelebilmesi için en az sekiz bin defa tokmaklardık. Dondurma artık hazır olduğunda sütlü kahverengi görünümüne ve kıvamına gelirdi. Dondurmanın en lezzetli olduğu an işte bu an idi. Dondurma artık sonunda satışa hazır hale gelmiş olurdu. Babam yaptığı bu nefis kaymaklı dondurmaları müşterilerine cam kadehlerde satardı. Ama bu dondurmacıların hepsi sözleşmiş gibi hep bir ağızdan “dondurmam gaymaaak” haykırışlarıyla satış yaparlardı” diyor ve şöyle devam ediyor.
Acemoğlu Halil İbrahim seyyar dondurma arabasıyla
“Babam Acemoğlu Hacı Mehmet, çok iyi niyetli ve merhametli, eli açık ve hayırsever bir insandı. Yanında çok çırak yetiştirip mesleğe katmıştır. Düz mahallede postanenin önündeki sabit tezgâhımız vardı, yanımızda iki dondurma tezgâhı daha açıldı. Yanımıza rakip olarak tezgâh açan bu dondurmacılar da babam Acemoğlu Hacı Mehmet ustanın yanında yıllarca çırak olarak bu mesleği öğrenmiş ve sonra gelip babamın yanına dondurma tezgâhı açmışlardı. Bunlar, Şarlo lakaplı Talip Akçevre ile Gale Gale lakaplı Ferhat Ömür idi. Babam sabah dondurma tezgâhını açtığında muhakkak ilk müşteri onun önüne gelirdi. Acemoğlu Hacı Mehmet usta, siftah yaptığı için hemen yanındaki rakibi olan eski çıraklarının tezgâhına müşterilerini yönlendirirdi… Sabah fırından harcı ekmeği alan çocuklar dondurma tezgâhının önünde bekler, dondurma döven ustaları ağzı sulanarak seyrederlerdi. Bu özlem dolu bakışları fark eden babam Acemoğlu Hacı Mehmet, usta çocukların elindeki sıcak harcı ekmeğini ucundan kesip içine kaymaklı dondurmadan sürüp yemeleri için çocuklara verdiğini o çocukların sevincini ve mutlu bir biçimde dondurmalı ekmeği yiyerek uzaklaşmalarını hep hatırlarım. Gale Gale Ferhat Ömür, Şarlo Talip Akçevre, Yener ve Yılmaz Yücel kardeşler, Ordusporlu Yener’in kardeşi Adnan Çelik, Mustafalı köyünden Osman Çolak, Aşçılar baharatçılarının babası Abdullah Aşçı, Denizciler Dondurmanın kurucusu Münir usta, Turnasuyu köyünden Beytullah Usta ve kardeşi, Perşembe Kırlı’dan Cevat usta, şu an arabasıyla kimliklere pres yapan Osman Usta gibi birçok kişi Acemoğlu Hacı Mehmet ustanın yanında çırak olarak çalışıp dondurmacılık mesleğini tam anlamıyla öğrenmişler ve bu işten yıllar boyunca ekmek yemişlerdir.”
Acemoğlu Hacı Mehmet ustanın oğlu Halil İbrahim Çınar da daha çocuk yaşta çıplak ayakla mahallerde dondurma satmaya başlamıştı. Halil İbrahim Çınar’ın seyyar dondurma arabasını Dondurmacı Tahir ustanın Marangoz oğlu Hayri Tören yapmıştı. Dondurma arabasının tekerlerini de kasabın oğlu bisikletçi Yılmaz Ustaya taktırmışlardı. Ordu’da dondurma satma mevsimi olarak 23 Nisan’da başlanır, Boztepe’ye üçüncü kar yağana kadar devam ederdi. Halil İbrahim Çınar, yazın okul tatilinde harçlık çıkarıp para kazanmak için her sabah dondurma arabasıyla sayfiye yerlerinde satışa çıkardı. Halil İbrahim, Düz mahalledeki Postane yanındaki babasına ait tezgâhtan bir kazan dolusu dondurmayı alıp, seyyar dondurma arabasına yükler ve doğru yola koyulurdu. Halil İbrahim Çınar, dondurma arabasıyla önce Fidangör’e, oradan Taşbaşı Kilise yokuşuna, oradan da Memleket Hastanesine yönlenir, Kumbaşı ve Efirli’ye kadar dondurma satmaya devam ederdi. Acemoğlu Hacı Mehmet ustanın oğlu Halil İbrahim Çınar, babasıyla birer arkadaş gibi çok samimilerdi. Baba oğul birlikte düğünlere giderler, eğlenirlerdi. İbrahim Alper’in veya Ali Oktay’ın lokantasına beraberce giderler, yemeklerini yerler, yeri geldiğinde karşılıklı oturup, dertleşip, güzelce içerlerdi. Ama herkes yerini ve çizgisini iyi bilirdi.
ACEMOĞLU HACI MEHMET USTA SALEP İŞİNDE DE İDDİALIYDI
Yaz mevsimi boyunca süren dondurma işi havalar soğuyunca biter, kışın salep satma işi gündeme gelirdi. Acemoğlu Hacı Mehmet ustanın kışın yaptığı salebi satmak için bir de seyyar aracı vardı. Bir güğüm salepten 110 bardak salep çıkarırdı. Akşamdan hazırladığı salep güğümlerini ve fırından aldığı sıcak simitleri daha sabah namazı olmadan karanlıkta kış soğuğun da seyyar arabasına yükleyen Acemoğlu Hacı Mehmet usta ilk önce Yalı caminin önüne park ederdi. Çünkü o zamanlar Trabzon’a geçen Çavuşoğlu, Kamberoğlu, Yolaç gibi bazı otobüs firmaları sabah namazı için Yalı cami önünde mola veririlerdi. Mola veren yolcular kış soğuğunda Acemoğlu Hacı Mehmet ustanın taze tarçınlı saleplerini ve sıcak simitlerini yağma edip satın alırlardı. Acemoğlu Hacı Mehmet usta buradan sonra salep arabasıyla Düz Mahalledeki meşhur Kasaplar sokağına giderdi. Sabahçı esnaflar, onun meşhur salebini beklerdi. Müşterileri birinci güğüm salebi ve simitleri erkenden bitirirdi. İkinci güğüm salep içinde seyyar arabasıyla Orta cami yanına konuşlanan Acemoğlu Hacı Mehmet usta, Kömür Pazarı ve çevresinde ki esnafları soğuk kış sabahlarında devamlı salebe doyurur, içlerini ısıtırdı. Salep ve simitle doyan esnaf bir daha öğlen yemeği yemezlerdi.
Sahlepçi Acemoğlu
1930’lardan beri hiç durmadan yaz kış demeden en yoğun bir şekilde çalışıp, didinip, durmuştu. Kazandıklarını eli açık ve yumuşak karakteri yüzünden devamlı etrafındaki dost ve yakınlarıyla paylaşan, Acemoğlu Hacı Mehmet usta, son yıllarda iyice yorulmuş ve astım nefes darlığı gibi birçok rahatsızlıklarla da boğuşmaya başlamıştı… Yıllarca yaptığı işin yoğun temposundan iyice bıkan ve yorulan Acemoğlu Hacı Mehmet usta, kendisinin ölümünden sonra eşinin ve çocuklarının bu dondurma ve salep mesleğini yapmalarını kesinlikle istemiyordu. Bunun içinde ailesinden gizli olarak salep, dondurma işi ile ilgili bütün mesleki alet edevatının tamamını hurdacılara satmıştı… Acemoğlu Hacı Mehmet Usta, yaptığı o nefis dondurmaları, lezzetli şıraları, tarçınlı salepleri bir dolu hayatı geride bırakarak, 1972 yılında hayata veda etmişti. Bizde ona Allah’tan rahmet diliyoruz. Mekânı cennet olsun. Nur içinde yatsın.
NAİM GÜNEY