Ordu’dan Kaçırılan Tunç Baltaların Hikayesi

0
Osmanlı İmparatorluğunun iyice çöküşe geçtiği 1910’lı yıllardan itibaren, batılı dostlarımız, antik bölgelerimize yoğun biçimde arkeoloji ekipleri getirmeye başlamışlardı. Bu arkeoloji kazılarını “bilimsel araştırmalar yapıyoruz” diye açıklamışlar ve Anadolu topraklarımızdan çıkardıkları bir çok tarihi eseri, bakım onarım yapmak bahanesiyle ülkelerine götürmüşler ve bir daha geri getirmemişler. Avusturyalılar, neredeyse 140 yıldır Efes’i, Almanlarda yıllardır Bergama’yı kazıyorlar. Üstelik bu ülkeler ülkemizden gizli kaçak götürdükleri bu eserlerle ülkelerinde Efes Müzesi’ni, Bergama Müzesi’ni kurmuşlar.
YILLARDIR ANADOLU’DAN BİNLERCE ANTİK ESER,YURTDIŞINA KAÇIRILMIŞ
Birçok koleksiyoncu, Osmanlının her köşesinden topladıkları binlerce antik eseri, Avrupa’daki müzelere pazarlayıp, sattılar ve halen de satmaya devam ediyorlar. Türkiye’den 50 binden fazla tarihi eserlerin kaçırıldığı tahmin ediliyor. Bu tarihi eserlerin şimdi nerede olduğunu, hangi ülkeler tarafından ne zaman ve nasıl yurt dışına çıkarıldığı tek tek tespit edilmiş. Bu antik tarihi eserlerin fotoğraflanması toplamda iki ya da iki buçuk yıl sürmüş. Bu eserlerin tespit sürecinde 74 bin fotoğraf çekilmiş. Ve bir ilk olarak 2011 yılında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın girişimleriyle, Çorum Hattuşaş’tan Almanya’ya götürülen Boğazköy Sfenks’i ülkemize dönmüş. Türkiye’den kaçırılan tarihi eserlerin en fazla olduğu ülkeler arasında Almanya, İngiltere, Fransa, Avusturya ve ABD’de görülmüş. En önemli eserlerimiz bu ülkelerdeki müzelerin bünyesinde, bulunuyor.
AVRUPA’YA KAÇIRILAN “KARADENİZ HAZİNELERİ ”
Yaşadığımız Karadeniz’de ise çok eski geçmişe dayanan birçok hazinenin olduğu zaten uzmanlarca biliniyordu. Birçok yabancı koleksiyoncu, Ordu ve Trabzon yöresinden çıkan bazı antik eserlerimizi bir takım yerli aracılar vasıtasıyla öğrendiler. Yöremizde çıkan bu tip antik eserlerin 1900 lı yıllarda kimler tarafından bulunduğu ve uluslararası koleksiyoncu yabancılara kimlerin haber verip, pazarladığı hususları bilinmemektedir.1910 yılında yurtdışına kaçırılan ve ünlü müzelere pazarlayıp, satılan bu eserler, dünya arkeoloji literatüründe çoktan yerlerini almışlardı. Bizde tesadüfen 2000 yılında yayınlamış olan bir dergiyi incelerken Ordu’nun ve Trabzon’un hazinelerini öğrendik. Ordulular tunç balataların varlığından hiç haberi yoktu. İşte Ordu ve Trabzon hazineleri hakkında öğrenebildiğimiz bilgiler şunlar:
TRABZON HAZİNESİ
Trabzon Hazinesi bugün ABD’de, Indiana Üniversitesi koleksiyonunda yer almaktadır. Ortadoğu ve Balkan ülkelerinde ABD’nin diplomatik temsilcisi olan B. Y. Berry, 1970′de tüm eski eser koleksiyonuyla birlikte bu hazineyi de Indiana Üniversitesi Sanat Müzesi’ne bağışlamış. 578 adet altın takıdan oluşan bu hazine, müze müdürü W. Rudolph’un 1978 de yaptığı yayın sayesinde (Indiana University Art Museum Bulletin I/2, 6 – 21) literatüre ‘Trabzon Hazinesi’ olarak dünya arkeoloji literatüründe girdi.
ORDU HAZİNESİ
Bir hazine de 1910 yılında Ordu çevresinde bir mağaradan toplu olarak çıkartılan tunç baltalardan bahsedilmektedir. Eti veya İskitler çağlarına aidiyet kaydedilen bu baltalar bir takım yollarla yurt dışına gitmişti. “Ordu hazinesi” denilen bu eserler, Stokholm Devlet Tarih Müzesi’nde (Statens Historiska Museum) 15.576 kayıt numarasıyla yer alıyor. Bu Ordu hazineleri öyle altın veya ziynet eşyalarından değil, sadece 7 adet antik tunç baltalarından oluşuyor. Kayıtlara göre bu antik tunç baltalar,1910′da Kirkor Minassian adında Parisli bir antikacı tarafından Ordu’dan kaçırılarak yabancı bir müzeye getirilmiş. Stokholm Devlet Tarih Müzesi bu antik 4 baltayı satın almış ve diğer 3 baltanın da fotoğraflarını arşive koymuştu.
ÜNLÜ ANTİKACI “KİRKOR MİNASSİAN” ADLI KİMDİR?
New York ve Paris’te galerileri bulunan Kirkor Minassian (1874 -1944) Osmanlı toprakları üzerindeki binlerce İslam ve Orta Doğu kültürlerine ait antik eserleri tek tek aracılar vasıtasıyla toplatıp, yurt dışına pazarlamasıyla ünlü Ermeni bir antikacıdır.
Londra’da bulunan Victoria and Albert Müzesi’ndeki 16’ncı yüzyıl İznik çinilerini tez konusu seçen İslam Sanatları Ana-Bilim Dalı’nda yüksek lisans öğrencisi Hayal Güleç, depolarda tutulan 56 eseri incelemek için bu müzeye girmiş ve tüm eserler hakkında bilgilere de ulaşmış. Victoria and Albert Müzesi’ndeki “16’ncı yüzyıl İznik çinileri” 1870’lerden sonra alınmış. Eserlerin yanında da tek tek arşiv belgeleri bulunuyormuş. Örneğin ‘Bursa Yeşil Cami’den çok temiz 3 parça çıkarttım. Size satmak istiyorum’ diyen, 1872’den kalma, el yazısıyla yazılmış bir mektup da yanında varmış. “Örneğin M.H. Kevorkian diye bir kişi tarihi çinilerden bir paçayı 16 sterline satmış. “ Yedi adet tunç baltayı Ordu’dan kaçırıp pazarlayan “Kirkor Minassian” adlı ünlü antikacı yine buradaki yazılı belgelerden çok fazla eser sattığı görülüyormuş.
Kişisel sanat koleksiyonu olarak İslami seramiklere, antik devirlerden çıkma heykellere ve nesnelere, tekstil ve el yazmalarına odaklanan Kirkor Minassian, Yakın Doğu sanatında da uzmanlaşmıştı. Bu açıdan Osmanlının her köşesinden yıllarca tek tek antikaları topladığı bilinen Minassian koleksiyonları arasında olan, hat resimleri, sekizinci yüzyıl Kur’an’ı Kerim ve Sümer kil tabletlerini bir dizi bir parşömen arasında, 1929 yılında Orietnalia Kütüphanesi’ni vermiş.
Stockholm Tarih Müzesi
ORDU’DAN ÇIKAN “TUNÇ BALTALAR” İÇİN YAPILAN BAZI BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR
1935′te Stefan Przeworski adlı Slovak bir arkeolog, Ordu’da çıkan bu Tunç baltaları Stokholm Devlet Tarih Müzesinde inceleyerek, 1935 ve 1936 yıllarında Çekoslovakya Doğu Bilimleri Enstitüsü Dergisi’nde (Çeskoslovenskı Orientâlni Üstav V Praze 7 ve 8) yayınlamış. Stefan Przeworski, Archive Orientalnı (VII, S.390 – 314 ve VIII, S. 49 – 68 de) neşrettiği “Der Grottenfund von Ordu” adlı makalesinde, Ordu çevresinde bir mağaradan çıkarıldığı söylenen dört tane baltadan bahsetmektedir. Eti çağına aidiyeti kaydedilen bu baltalar ve bu mıntıkada kullanılmış olan diğer eşyalar, Orta Anadolu’da kullanılanlardan farklı değildir, Greklerden evvelki devirlere ait olan ve 1935 yılına kadar Karadeniz sahillerinde toplanan buluntular ne kadar tesadüfi ve ehemmiyetsiz de olsalar, Stefan Przeworski bütün titizliğiyle bunlara ait bibliyografyayı bir araya toplamıştır.
ANTİK TUNÇ BALTALAR
Ünlü Slovak Arkeolog Stefan Przeworski, “Der Grottenfund von Ordu” adlı makalesinde Ordu, Kars ve Artvin-Balıklı buluntularının hepsinin bir arada toplu olarak bir arada bulunduğunu söylemektedir. Stefan Przeworski, eserinde, M.Ö. iki bin ile M.Ö. bin yıllarının erken döneminde Kuzey Anadolu ve Karadeniz bölgesinin, Gürcistan’ın (Kolkhis) bölgesine dâhil olduğunu ileri sürmektedir. Bu çalışmada tunç baltaların Gürcistan’ın Koban Bölgesi’nde MÖ 12. yüzyılda yaygın olan tunç baltalarla karşılaştırılmaktadır. Tunç baltaların toplu ele geçirilmeleri nedeniyle bu eserlerin bir demirciye ait olduğunu açıklamıştır. Bu tür tunç baltalar, Karadeniz’de yöresinde yaygın olarak kullanılmaktaydı. Doğu Karadeniz dağlarının kurşun, demir, çinko, gümüş, altın gibi maden yatakları varlığı dikkate alındığında bu tür baltaların bu yörede üretilmesi de mümkündür. Maden işletmeciliğinin Doğu Karadeniz bölgesinde gelişme göstermesi de bu durumun doğal sonucudur. Bu olumlu koşullar dolayısıyla madeni eserler üreten dökümcü ustaların, bu bölgelere gelip yerleşmeleri mümkün olduğu gibi, balta kalıplarının ithal edilmesi de mümkündür.
Doğu Karadeniz’de bulunan bu tip, Tunç Baltaların yapılan araştırmalarda, İskitlere de ait olabileceği iddia edilmiştir. Tunç Balatalar, Doğu Karadeniz’de Demir devrinin erken safhasında hâkim kültür olduğunun da delili olmaktadır.
ÜNYE’Lİ PROF.İ. KILIÇ KÖKTEN’İN TUNÇ BALTALAR HAKKINDA AÇIKLAMALARI
Ordu -Ünye’de doğan Prof. İsmail Kılıç Kökten (1904 – 1974) Anadolu prehistoryası alanında çalıştı. 1940 – 1941’de Prof. Tahsin Özgüç ve Prof. Nimet Özgüç’le birlikte Samsun bölgesinde, çeşitli kazıları yönetti. 1940’lı yıllarda Prof. İsmail Kılıç Kökten “Kuzey-Doğu Anadolu prehistoryasında Bayburt çevresinin yeri” adlı yaptığı bir araştırmasında Ordu yöresi hakkında özetle şu açıklamaları yapmıştır. “Araştırmalarıma Samsun’dan itibaren başladım. Yeşilırmak deltasının orta kısımlarını ve bu deltanın doğu kenarından sonra Rize’ye kadar, uzanan sahil boyunu dikkatle araştırdım. Devamlı bir sahil şeridi takip edemediğim gibi, Fatsa doğusundaki “Koçboynuzu, Giresun doğusundaki Armelit, daha doğuda bulunan Karaburun ve “Yoroz dağı” engelleri araştırmalarımı çok güçleştirdi. Karadeniz sahilleri, topoğrafya bakımından doğu-batı arası kara münasebetlerini sağlayacak durumda değildir.
Yaraşlı Mağarası (Ordu)
Bugünkü (1940) bilgimize göre, sahile muvazi olarak uzanan eski bir yol yoktur. Sahille Anadolu’nun diğer bölgeleri arasında irtibat temin eden yollar içerden sahile dikine gelmektedir. Bu bakımdan eski yolların ve yerleşmelerin izlerini daha ziyade müsait ve İç Anadolu’ya giden yollar, gedikler üzerinde aramak icap eder. Ordu şehri çevresindeki “Yaraşlı, Terzili” mağaralarını ve ilin art ülkesini dikkatle araştırmak Anadolu prehistoryasına çok yenilikler katabilir. Ordu mağaralarından çıkarıldığı söylenen ve Eti devri Kuzey Doğu Anadolu Prehistoryasına ait olduğu ileri sürülen tunç baltalar, yaptığım sondajlarla meydana çıkardığım çanak çömlekler bu kanaatimi teyit etmektedir… “ diye konu hakkında ümit verici ve önemli ipucu bilgileri vermiştir.
ARKEOLOG SİNAN KILIÇ “ORDU’DA BULUNAN TUNÇ BALTALAR” MAKALESİ
Arkeolog Sinan Kılıç ise, Mayıs 2000 yılında yayınlanan “KIYI” adlı Kültür ve Sanat Dergisinde “Ordu’da bulunan Tunç baltalar” hakkında geniş ve detaylı bir makale yayınlamıştır. Sinan Kılıç dergideki bu makalesinde “Ordu’da bulunan baltaların aslında 7 parçadan oluştuğunu, ama bunlardan dördü müze tarafından satın alındığını diğer üç eserin ise fotoğrafları müze arşivine konduğunu, bu üç eserin nerede olduğunun bilinmediğini yazmaktadır.
İskitlileri Gösteren Figürler
1935 yılında Stefan Przeworski adlı Slovak bir arkeolog tarafından incelenen “Ordu Baltaları” hakkında Çekoslavakya Doğu Bilimleri Enstitüsünün 7 ve 8 sayılarında oldukça ayrıntılı bir yazıya konu edilmiştir. Balataların beşi sap delikli balta olarak ayırt edilmektedir. Bu tür baltaların ilk bulunduğu yer olarak Kafkas dağlarının Kuzey Osetya bölgesindeki Koban Mezarlığı bilinmektedir. Burada 700’e yakın mezardan çok sayıda sap delikli tunç baltada çıkartılmıştır. Bu nedenle bu tür baltalar “Kurban Baltaları” olarak anıla gelmiştir. Koban baltaları özellikle Kafkas dağlarının güneyinde yaygındır. Baltalar Tunç Çağı mezarlıklarındaki kazılarda bulunduğu gibi, müze depolarında nereden geldiği belli olmayan buluntu toplulukları olarak bilinmektedir. Özellikle Gürcistan’da son yıllarda artarak sürdürülen bir çok kazı bu baltaların asıl vatanının burası olduğunu kanıtlamaktadır. Gürcistan’ın batısındaki buluntu yerleri Türkiye sınırına kadar uzamakta ve bunlara Türkiye’den Artvin ve Ordu depo buluntuları katılmaktadır.
Ordu’dan gelen sap delikli baltaların dört tanesi, kenarlarındaki oluk biçimli kabartmalarla öne çıkmakta, bu nedenle bu baltalara oluklu balta adı verilmektedir. Koban baltaları arasındaki en yaygın tip olan baltalardan, Ordu baltaları gibi arkaları küt olanların çekiç işlevi gördükleri düşünülmektedir. Arkası keskin olan sap delikli balta ise bu özelliği nedeni ile savaş baltası olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca oluklu baltaların iki tanesinin kenar olukları kenar olukları kenarlarda ve ortada birer uzun çıkıntı olarak görülürken bunlardan bir tanesi Koban baltaları arasında görülmeyen derecede sığ kenar oluklarına sahiptir. Bir diğer balta ise yarım yay denilecek ağza ve düz bir gövdeye sahiptir.
Her ne kadar günümüzden 3200 yıl önce Kafkasya’da yaygın olarak kullanılan tunç baltalar arasında büyük benzerlikler söz konusu ise de, artık bu tip arkeolojik buluntular arasındaki küçük farklılıklar yöresel özellikler olarak yorumlanmaktadır. Koban baltalarıyla yapılan karşılaştırmalara karşın Ordu’dan gelen tunç baltaların kendine özgü özellikleri yansıttıkları anlaşılmaktadır. Örneğin Hancar tipi baltanın özel bir biçiminin Ordu’da ortaya çıkması, Türkiye’nin Doğu Karadeniz bölgesindeki eski Pontus ülkesinde bir zamanlar, tüm Kafkasya’da kullanılan döküm kalıplarında bir kendine özgürlüğün var olduğuna işaret etmektedir.
Anadolu’daki bazı buluntulara örnekler
Ağzı kısmen kırık olan balta Ordu buluntuları arasında ayrı bir tipolojik oluşturmaktadır. Bugün kullanılan baltalardan farksız olan bu tipin benzerleri bilinmemekte, dolayısıyla bu balta Ordu’ya özgü bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır. Sapın geçtiği kesimin arkası düz bırakılmış, yan yüzeylerine ise sap delikli baltalardaki gibi oluklar yerleştirilmiştir.
Yassı balta olarak bilinen tip ise genel olarak Anadolu’da ve Kafkasya’ad yaygındır,ancak İran’dan,Doğu Akdeniz kıyılarından, Ege adalarından bilinene örneklerde vardır. Ordu’dan gelen balata iki yana çıkıntı yapan kollarıyla yassı baltalar içinde ayrı bir gurup oluşturur. Daha uzun olan örneklerlerde kollar Ordu baltasındaki kadar belirgin olmayabilir ya da kol uçları sivri değil yuvarlak olabilir. Ordu’dan Stockholm Tarih Müzesine giden tunç baltaların Stefan Przeworski’ye düşündürdükleri,1930’lı yılların arkeolojik bilgileri göz önüne alınacak olursa hiç de azımsanamaz. Üstelik Bu buluntuların tam nerede ve ne biçimde bulunmuş oldukları bilinmemekle ve dahası baltalardan üçü araştırmacıya fotoğraf olarak verilebilmektedir.
Araştırmacı o zamanların pek geniş olmayan dağarcığıyla ve Ordu’da bulunan yedi balta aracılığıyla günümüzden tam 4000 yıl önce Anadolu ve Kafkaslar arasındaki kültürel ilişkilere dikkat çekmektedir. Bugün artık bu ilişkiler daha somut bulgularla saptanmış durumdadır. Ancak şimdiye değin arkeolojik bakımdan ciddi olarak pek araştırılmamış olan Karadeniz kıyıları, bu iki bölge arasında boşluk gibi durmaktadır. Arkeolojik araştırma yapılması gerekli olan bu boşluk, birçok tarihsel sırrı içerisinde binlerce yıldır itinayla saklamaktadır.” şeklinde açıklamalar yapmıştır.
UNESCO SÖZLEŞMESİ “ORDU HAZİNESİ”NİN İADESİNİ ÖNGÖREBİLİYOR
Yurt dışına kaçak kazı ve yasadışı yollarla götürülen tarihi eserlerin iadesi, 1970 UNESCO sözleşmesi ve ikili görüşmelerle yapılıyor. İkili görüşmelerdeki iade talebi kabul edilmediği zaman, Dışişleri Bakanlığı tarafından sağlanan avukatlık firmaları aracılığıyla dava yoluna gidiliyor. Avrupa’da düzenlenen birçok müzayede de bakanlık tarafından takip ediliyor. Ayrıca, müze ve ören yerlerinden çalınan eserlerin yurt dışına çıkışlarının önlenmesi ve kaçakçıların yakalanması için fotoğraflı envanter bilgileri, Başbakanlık, Gümrük, Denizcilik müsteşarlıkları ve İçişleri ile Dışişleri gibi kurumlara gönderiliyor.
Bu açıdan Ordu yöresinden çıkan “Ordu Hazinesi” denilen bu çok değerli antik eserlerimizin artık Türkiye’ye geri getirilmesini talep ediyoruz. Bu iş için yetkililerden eserlerin şu anda 15.576 kayıt numarasıyla yer alarak sergilendiği “Stokholm Devlet Tarih Müzesi”nden fotoğraflı envanter bilgilerini alıp, bütün hukuki girişimlerin başlatılmasını, hassasiyetle rica ediyoruz.
Araştırma: H. Naim Güney
KAYNAKLAR:
-Stefan Przeworski, Archive Orientalnı (VII, S.390 – 314 ve VIII, S. 49 – 68 de) “Der Grottenfund von Ordu” (Stefan Przeworski “Ordu Baltaları” Çekoslavakya Doğu Bilimleri Enstitüsü 7-8 sayı, 1935 -Arkeolog Sinan Kılıç ,“Kıyı Dergisi “Ordu’da bulunan Tunç baltalar” Makale, Mayıs- 2000 -Prof. İsmail Kılıç Kökten ,“Kuzey-Doğu Anadolu Prehistoryası” Araştırma, 1940
Paylaş
Önceki İçerikOrdu Beton Olmasın !
Sonraki İçerikŞarkıyı Okudu Görevden Alındı
Naim Güney
1958 yılında doğumlu, Hüseyin Naim Güney, ilkokul, ortaokul ve Liseyi Ordu'da bitirdi. KTÜ Ordu Meslek Yüksek Okulundan İnşaat bölümünden mezun oldu. 1979 yılından itibaren bir süre yurt dışında özel sektörde çalıştı. 1980 yılından beri Devlet Su İşlerin 75.Şube Müdürlüğünde çeşitli birimlerde görev yaptı. Evli ve iki çocuk babası olan “H. Naim Güney” hâlihazırda; Ordu hakkında yerel tarih araştırmaları yapmaya devam etmektedir. Çeşitli Dergi, Gazete ve Sosyal Medyada yaptığı yerel araştırmalar seri olarak yayınlanmaktadır. “Eski Vergiler” ve “Ordu’da Meydana Gelen Doğal Afetler” adında iki adet kitabı bulunmaktadır.