Karadeniz’de Rus Bombardımanları Ve İşgalleri İle Geçen Zor Yıllar

0
1914 yılından itibaren Karadeniz bir savaş bölgesi haline gelmiş, Çarlık Rusya’sı, Tirebolu’ya kadar Doğu Karadeniz Bölgesini işgal etmiştir. 17 Kasım 1914’te yirmi üç parçalık bir Rus donanması Trabzon’u bombardıman ederek büyük tahribata ve can kaybına sebep olmuştur. Trabzon 8 Şubat ve 11 Şubat 1915’te Rus bombardımanı ile büyük ölçüde tahrip olmuş, 1000’den fazla insan ölmüştür.
Rusların Trabzon’a çıkmaları sonucunda, burada yaşayan 80.000 civarında nüfus şehri terk ederek başta Giresun ve Ordu olmak üzere daha batıdaki yerlere doğru dalga dalga göç etmişlerdir. Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey de Trabzon Valiliği’ni Ordu kazasına naklederek görevine burada devam etmeye başlamıştır. Böylece savaş yıllarında, limanlarından yapılan sevkiyatlar nedeniyle ayrı bir öneme sahip olan Ordu kazası, Trabzon’un işgali sonrasında ise buradan gelen mültecilerin ve vilayet yönetiminin sığındıkları bir yer olmuştur.
Trabzon’dan gelen muhacirler nedeniyle, Ordu kasabasının nüfusu beklenmedik şekilde artmış, Vali Cemal Azmi Bey ise bir yandan salgın hastalıklar ve gıda sıkıntısı ile mücadele ediyor bir yandan da 3. Ordu’nun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu. Ancak asıl sıkıntı ise Karadeniz’de dolaşan Rus savaş gemilerinin bombardımanlarıydı. O savaş yıllarında Karadeniz halkı denizden sivil halkın üzerine atılan acımasız bombaların altında yaşamaya devam ediyordu.
Rus savaş gemileri limanlara iaşe nakliyatı yapan kayıkları devamlı vuruyor bazen de sahilde bulunan kasabaları bombalıyorlardı. Bu bombardımanlar neticesinde gerek halkın gerekse 3. Ordu’nun ihtiyaçlarının karşılanmasında büyük güçlükler yaşanıyor, sahilde bulunan kasabalarda büyük hasarlar oluşuyordu.
Toplarından birinin başında bir grup askerimiz
RUSLARIN ORDU’YU BOMBALADIKLARI YILLAR UNUTULMADI
Ordu’da her zaman askeri birlikler olmuştur. Ordu’nun önünde Karadeniz bir sınır kapısı gibidir. 1872’de yapılan tespitlere göre Ordu kazasında bir kaç tane askeri topçu bataryası ve tabyası da bulundurulduğu görülmüştür. Kötü niyetli düşman kuvvetlerin denizden Ordu kasabasını bombalayıp ele geçirme ihtimaline karşı merkezi ve yerel idare daima dikkatli ve uyanık olmuştur. Ordu’da bir çatışmaanında düşman kuvvetlerine karşı sert biçimde anında mukavemet edecek olan topçu bataryaları barış dönemlerinde askeri yetkililerin seçtiği özel noktalara tek tek yerleştirilmiştir. Herhangi bir savaşın başlaması halinde topçu bataryasına dahil uzman askerler tabyalarında muhafaza ettikleri topların başına geçerek “Batarya ateeeeşşşşş…” emrini pür dikkat beklerlerdi.
Trabzon’u işgal ettiği günlerden evvel sık sık Çarlık Rusya’sına ait deniz kuvvetleri Ordu’da tüm kıyıları uzun menzilli toplarıyla dövmüşlerdi. Bu tip saldırılara karşı Ordu’da bulunan Tabyalardan karşı saldırıya geçilmiş nefsi müdafaa şeklinde savunmalar yapılmıştır. Rus savaş gemilerinin Karadeniz sahillerinde yaptıkları bombardımanlar ve ortaya çıkardığı hasarlar, Trabzon Valiliğinden gönderilen şifreli telgraflarla günlük olarak İstanbul’daki Dâhiliye Nezaretine bildirilmektedir.
Osmanlı arşivleri uzmanı Adnan Yıldız, Ordu’ya Rus’ları Karadeniz’den yaptıkları bombardımanları Osmanlı arşivlerindeki kayıtlarından çıkartıp tarihsel sıralamasına göre yayınlamıştır. Ordu’nun Rus Bombardımanlarını ayrıca Fevzi Güvemli’de anılarında anlatmıştır. Bu kaynaklara göre; Ruslar tarafından Ordu’ya yapılan bombardımanlar özetle şu şekildedir: “17 Temmuz 1916’da batı tarafından bir Rus torpidosu Kiraz limanına gelmiş ve burada bulunan kayıkları bombalamıştır. 3 Ağustos 1916’da Giresun’dan hareket eden bir Rus torpidosu, Giresun’un sahil kasabalarını ve son olarak da Abulhayır’ı bombalayarak Ordu açıklarına kadar gelmiştir. 29 Ocak 1917’de bir Rus torpidosu Kiraz limanına gelmiş ve buradaki kayıklara beş top mermisi attıktan sonra Vona, Yason Burnu, Bolaman kıyılarında gün boyu birçok kayığı bombalayarak batırmışlardır.”
Kurtuluş Savaşı zamanında bir topçu bataryası
RUS SALDIRILARINDA İLK HEDEF ORDU VE TABYALARDI
Rus filosunun esasında saldırı amacı öncelikle Ordu kasabasını koruyan Boztepe ve Keçiköy’deki askeri amaçlı topçu tabyalarını yok etmektir. Denizde beliren kocaman Rus zırhlı torpidosu bu işi başarmak için görevlendirilmiştir. Rus askeri gemisi en az 2 km’den Boztepe eteklerindeki ve Keçiköy’de bulunan bataryaları yok etmeyi amaçladığı bellidir. Rus zırhlısının topçu subayı ilk topun ateşlenmesi emrini bu tabyalara atılması için vermiştir. Rus askerleri ilk ateşlerinde tabyalara isabet kaydetmemişlerdi. Rus torpidosundan Ordu’ya açılan ateş oranı çok ağırdı, dakikada bir mermi falan yağıyordu. Öğlene kadar bu şekilde ateş aralıklarla devam etmişti.
Öğleden sonra Rus zırhlısı kıyıya kadar iyice yaklaşınca; Ordu tekrar yoğun bir ateş altına girmiştir. Rus gemisindeki bütün toplar Ordu’ya ateşe başlamıştır. Her top yaklaşık olarak dakikada iki mermi atıyordu. Bu ateşler sonunda Kirazlimanında bulunan tabya duman, alev ve toz yığını halinde havaya uçmuştur. Ondan sonra Boztepe eteklerindeki diğer başka bir tabyadan Rusların üzerine ateş başlaması üzerine Rus zırhlısının topları hemen Boztepe’ye doğru dönmüştür. Ordu’da birkaç noktada var olan tabyalarından açılan top atışları Rus zırhlısına birkaç kere çok yaklaştıysa da hiç isabet almamıştır. Rus zırhlısından Ordu tabyalarına açılan ateşin hızı sivil halkı korkutmuş, askeri de şaşırtmıştır. Ordu’da yaşayan her türlü çoluk çocuk yaşlı ve kadınların çevresine dakikada en az 1 ton mermi yağması epey sinir bozucu olmuştur.
İş adamı Sıtkı Bacınoğlu gençlik yıllarında Tabya başında (Ordu)
Boztepe’de bulunan askeri topçu bataryalarının menzilleri Rus zırhlısına kadar ulaşamıyor oldukça kısa kalıyordu. Rus torpidosunun kıyıya yanaşmasından başka isabet şansı yoktur. Ordu tepelerindeki tabyalarda mevzi almış bulunan topçu birlikleri mecburen susmak zorunda kalmıştır. Saat 12.00’den sonra Rus zırhlısı bu sessizliğe aldanmış, zafer edasıyla ve pervasızca iyice kıyıya yaklaşmaya başlamıştır. Ordu’da bulunan bir topçu bataryası Rus torpidosunun menzile girmesini fırsat bilmiş ve hiç beklenmedik bir biçimde karşı ateşe geçmişti. Ateş öyle şiddetliydi Rus zırhlı torpidosu güvertesinden ağır biçimde isabet almıştır. Rus torpidosunun komutanı olan deniz subayı bunun üzerine saat 17.30’da Ordu açıklarından geri çekilme emri vermiştir. Rus zırhlısının Ordu’da bulunan tabya ve bataryayı tahrip etmek ümidi bu suretle suya düşmüştür. Ertesi gün 30 Ocak 1917 tarihi idi. Kış mevsiminde en soğuk günlerinde meşhur Ayandon fırtınası Karadeniz’de ıslık çalıyordu. Genellikle, Ocak sonlarında çıkan, Ayandon fırtınası tarihte Bizans gemilerini ve kadırgalarını topluca batıran çok tehlikeli bir fırtına olaraktan bilinirdi. Allah yardım etmiş, şiddetli bir Ayadon fırtınası başlamış, hava ile deniz iyice kabarmıştı. Bu fena hava Ordu’ya yeni bir Rus saldırısını oldukça ileri bir tarihe ertelemiş, Rus torpidosu sığınacak bir liman bulmak üzere açığa doğru hareket edip gözden kaybolmuştur.
21 Nisan 1917 tarihi olmuş, bahar gelmiştir. Deniz sakin hava gayet güzeldir. Ama tek bacalı topları ağzına kadar dolu bir Rus kruvazörü Ordu açıklarına belirmiştir. Ordu açıklarına kadar gelen Rus kruvazörü sorgusuz sualsiz sivil insanların üzerine toplarını çevirmiş ve birkaç dakika sonra insafsızca bir saldırıya geçmiştir. Ordu Saray mahallesindeki hükümet konağı ve yakınında bulunan askeri misafirhaneye dokuz top mermisi isabet etmişti. Bombardıman sonucunda hükümet konağının balkonu tamamen yıkılmış ve savcılık, tahrirat kalemi ve resmi daireler de ağır hasar görmüştür. Rus Deniz kuvvetleri Karadeniz’in her kıyı kasabasına bu şekilde fütursuzca bombalamaya devam ediyordu.
Osmanlı askerleri tabyada
ORDU’YA 31 MAYIS 1917’DE EN BÜYÜK BOMBARDIMAN OLMUŞTUR
Ruslar aralıklarla gelip Ordu’yu da tekrar vuruyorlardı… Ama Rus’ların Ordu’ya yaptığı en büyük ve en son olan bombardıman unutulacak gibi değildir. 31 Mayıs 1917 tarihinde saat dokuz da olan bu bombardıman Ordu’da uzun süre etkileri yaşanmıştır. Vona limanından hareket eden bir Rus torpidosu Abulhayır açıklarına gelerek önce buradaki kayıkları bombalamışlardır. Daha sonra Rus’lara ait bir motorbot açıklardan gelerek Rus kruvazör ile bir araya gelmişlerdir. Rus’lara ait bu askeri zırhlı kruvazör daha sonra Ordu limanına kadar girerek mevzi almıştır.
Ordu limanında mevzilenen Rus torpidosu ve yanındakiler ilk etapta Ordu kasabasına doğru 38 top mermisi atmışlar ve sonra denize doğru iki üç mil açılmışlardır. Bu geri çekilmenin amacı; Ordu’da bulunan tabyalardan savunma amaçlı karşı ateş açacak olan topçu bataryalarının mevziisi dışına çıkmaktır. Bu sırada Rus gemilerin birinden küçük bir pırpır tayyare havalanmıştır. Rus’lara ait bu askeri tayyare Ordu kasabası üzerinde yaklaşık 15 dakika uçarak keşif yapmış ve daha sonra gemiye geri dönmüştür.
Bunun üzerine açıkta hazır bekleyen Rus gemileri yeniden limana doğru hareket etmişlerdir. Limana geldiklerinde ise Ordu kasabasına o güne kadar yaşanmamış ağır ve acımasız bir bombardımanı başlatmışlardır. Bu sefer değişik aralıklarla tam 63 top mermisi attıkları Ordu Kaymakamlık kayıtlarında yazılıdır. Rusların Ordu’da bulunan askeri tabyalarındaki topçu bataryalarına önlerine gelen her sivil noktaya şehrin değişik yerlerine doğru yaptıkları bombardımanı bitirince; limandan ayrılarak doğu tarafına Giresun’a doğru hareket etmişlerdir.
Kara Muharebelerinde Müttefiklere Korku Salan Toplar
31 MAYIS 1917 GÜNÜNÜ FEVZİ GÜVEMLİ DE ANILARINDA ANLATMIŞTIR
Rus bombardımanlarıyla ilgili Ordu’da Nahiye Müdürü olan Fevzi Güvemli anılarında 31 Mayıs 1917 tarihli büyük bombardımanla ilgili şu bilgileri vermektedir.
“…Ordu açıklarındaki Rus askeri filosundan küçük boyda dört gemi ayrılmıştı. Askeri gemiler Ordu’ya yanaşmış ve kasabayı bombardımana başlamışlardı. Bombalamaya devam ettikçe çarşıdan ve mahalle içlerinden kara dumanlar yükseliyordu. Öğleye doğru bombardıman hafifledi. Kasabaya çevrili birkaç namlunun ağzında ara sıra bir alev parlıyor, ardından sırttan sırta yankılanarak uzaklaşan bir gürleme oluyordu. Derken bu dört gemiden en küçüğü yük iskelesine yanaştı. Bir telaş başladı orada. Uzaktan askeri sivili seçemiyorduk. İnsanlar birer kara nokta gibiydi. Çarşının görebildiğimiz sokakları da kalabalıktı şimdi, koşuşmalar vardı. Bunlar kimdi ve neler dönüyordu orada? Aradan bir süre geçti, bir haber yayıldı: Ruslar asker çıkarmış çarşıya… Evet bize dek gelen haber gerçekti. Ordu Polis karakolunu yakmışlar, postanenin ve bankanın kasalarını kırmışlardı. Mağazaların kilitlerini kurşunlayarak açıyor, yanlarına sokulan kimseleri talana çağırıyorlardı… Bakkal, manifatura, hırdavat dükkanları yağma edildi.”
“Bombardımanlar kesildikten sonra yapılan tespitler sonucunda ise şehirde özellikle resmi kurumlar olmak üzere vurulmamış yer neredeyse kalmamıştı.
Hapishane, Kaza Jandarma Komutanlığı, Çarşı camisi, Duyun-ı Umumiye Binası, liman, askerlik şubesi, eski telgrafhane, muhacirlerin eşya ambarı, aşar ambarı, Gureba Hastanesinin iki şubesi ve şehrin değişik yerlerinde otuz yedi bina, büyük ve küçük oranda hasar görmüştü…”
Ordu kazasına yapılan bu bombardımanların ortaya çıkardığı hasarların bir kısmı daha sonra Osmanlı Devleti hükümeti tarafından gönderilen yardımlarla karşılansa bile çoğunluğu halk tarafından yaralar sarılmıştır. Ruslar bu bombardımanlarında, Rumlara ait Protestan kilisesi ve kendi uyruklarından olan gayrimüslimlerin oturdukları kıraathaneyi dahi vurmuşlardır.
HMS-Revenge
Bombalamalar sonucunda ağır hasar gören Ordu hapishanesinde bulunan mahkûmlardan üç Ermeni ve bir Müslüman ölmüş, iki mahkûm da yaralanmış, çoğu adi suçlardan yargılanan 31 mahkûm da firar etmiştir. Saray mahallesinde bulunan Gureba hastanesinde ise bir mülteci ölmüş, biri ağır ikisi hafif olmak üzere iki mülteci de yaralanmıştır. Yerli halktan ise bir ölü ve dört yaralı bulunmaktadır.
Ruslar bu bombardımanda Gureba Hastanesini bilerek vurmuşlardır. Çünkü hastanenin çatısında denizden bile görünen koskoca bir Hilal-i Ahmer bayrağı bulunmaktaydı. Bombardıman esnasında şehirde bulunan sivil halk ise büyük bir panikle ve telaşla Boztepe sırtlarına doğru kaçarak kurtulmaya çalışmışlardır. Bu arada Ruslar halkın kaçtığı Boztepe sırtlarındaki evleri de şiddetli biçimde gözlerini kırpmadan tek tek vuruyorlardı.
Savaş sonrasında Ordu İttihat ve Terakki Kulübü hakkında bilgi verilen bir telgraftan anlaşıldığı kadarıyla kulübe ait binanın da vurularak kullanılmayacak derecede hasar gördüğü belirtilmektedir.
1. DÜNYA SAVAŞI İLE KARADENİZ’DE GELEN ZOR YILLAR
1917 Ekim ayı olmuştur. 1. Dünya Savaşı’na büyük umutlarla giren Çarlık Rusya, savaşa girer girmez, Kafkasya’daki Türk birliklerine saldırmıştı. Enver Paşa’nın Sarıkamış Harekâtı’nda başarısızlığa uğraması, Ruslar’a Doğu Anadolu’da üstünlük sağlamış ve Ruslar Van, Bitlis, Trabzon, Erzurum, Muş’u işgal ederek, ilerlemeye devam etmişlerdir. Fakat Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’nin emperyalist devletlere karşı Çanakkale’de direnmesi sayesinde, İtilaf devletleri Çarlık Rusyası’nın yardımına yetişememiştir. Bu olay yüzünden müttefiklerinden silah ve cephane yardımı alamayan ve bu arada ekonomisi de gittikçe kötüleşen Rusya’da çok büyük bir ihtilal başlamıştır. İhtilal sonucu, halk ayaklanmış ve Çarlık Rusyası yıkılmış yerine Bolşevikler iktidara gelmiştir. Çarlık Rusya’sı devrilince Rusya’da derhal yeni bir rejim kurulmuştur. Yeni Rus rejimi Doğu Anadolu’daki işgal ettiği bütün illerde olduğu gibi Trabzon’da da Rus birliklerin dağılmasına yol açmıştır. 1917 yılının Aralık ayında Ruslarla “Erzincan Mütarekesi” imzalanmıştır. Bu mütareke sonucunda Ruslar işgal altında ettiği Türk topraklarından ve cephelerden geri çekilmeye başlamışlardır. Rusların Doğu Karadeniz’deki işgalinin sona erdirip geri çekilmesi sonucunda muhacirlerin birçoğunun da Trabzon’a geri dönmeye başlamışlardır. Geçmiş yıllarda böyle acılar, dramlar ve sıkıntılar çok yaşanmıştır. O günleri bugünkü neslin iyi bilmesi bunlardan dersler çıkarması gerekir. Kesin olan şudur, bu yüzden Türk milletinin yani bizlerin bizden başka dostu yoktur. Allah bu milleti ezansız, bayraksız ve yurtsuz bırakmasın.

Tabya kelimesi Arapça Ta’biye kelimesinden türemiştir. Askeri bir terim olarak “hazırlık, donatma, yığma” anlamında, yerli yerine koyup tertip etme şeklinde tarif edilebilir. Tabya; içerisinde değişik sayıda askeri kuvvetleri barındırmak için etrafı savunma mevzileri ile çevrilmiş, içerisinde kışla, cephanelik, eğitim ve toplanma yerleri ile hazır kıta mahalleri, depo ve camii binalarından oluşan taş, kagir, beton veya demirli betondan inşa edilmiş kapalı mevzilere verilen isimdir.
Eski çağın sonları ile Ortaçağ döneminde büyük kalelerin yakınlarında küçük savunma kule ve mevzilerinin yapılması ile başlayan tabyaların asıl gelişimi Yeniçağda olmuştur. Ateşli silahların vurma gücü artarken, kuşatma yapan orduların kuşatma süresini uzatmak için silah, cephane ve erzak ihtiyaçlarını kısa sürede tamamlayabilmeleri savunma yapılan şehirlerde daha büyük oranda tahkimat yapma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle özellikle sınırlarda bulunan yerlere, ülkemizde ise ( Kars, Edirne, Erzurum, Çanakkale gibi ) şehirlerde Tabyalar yapılmaya başlanmış ve savunma savaşlarında bu tabyalar askeri zaferlerin kazanılmasında önemli rol oynamışlardır.
Ordu’da bulunan tarihi tabya’nın yeri ise; Boztepe’nin Karadeniz’e bakan dik sırtlarından birisinin burun gibi çıkıntı yaptığı dik bir bölgeydi. Halk arasında bu yerin adına “Tabyabaşı” denilmekteydi. Tabya başında savunma amaçlı kurulan topçu birliğinin hazırladığı top mevzileri halen bellidir. 1871 yılındaki Trabzon Vilayeti Salnamesinde, Ordu’da bulunan askeri birliğe ait çakılı topların Boztepe eteklerinde birkaç yerde denizden gelebilecek bir bombardıman saldırıya ve çıkartma tehlikesine karşı yerleştirildiğinden açıkça söz edilmektedir.
Bir zamanlar Ordu’ya denizden yapılan bombardımanlara karşı bir savunma üssü olan bu tarihi tabyalar ilerleyen yıllarda savaşlar bitince birer ata mirası olarak Ordu’luların benliklerinde ve hafızalarında kültüründe sosyal yaşamında unutulmaz yerini uzun süre muhafaza etmişlerdir.
Tabya başında üç kız yan yana
ORDU’DA TABYA BAŞI’NIN HİKÂYESİ
Tabyabaşı’nda üç kız yan yana…
İçlerinden biri göz etti bana…
Nur olsun seni doğuran ana…
Kız allan pullan gel, gel yanıma…
Dola beyaz kollarını benim boynuma…
İşte bu tabya başlarında yaşanan aşk ve meşk hikâyeleri sonunda Ordu’lu gençlerin dillerinde birer türkü olmuş, gönüllerine akmıştır. Tabyabaşı türküsü Orduluların dilinden, Orduluların sazından tüm ülkeye yayılmış, sonunda meşhur olmuştur. Bu türkü, bir nesle, Tabyabaşı’nın günlerini yeniden yaşamaktadır. Tabyabaşı türküsünü içtenlikle söyleyenleri o eski renkli, canlı ve heyecanlı gençlik yıllarına götürmektedir. Keçiköy, Tabyabaşı, Oluk yanı, Oluklu ayağı mevkileri bölgenin bir zamanlar unutulmayan isimleri olarak bir neslin hafızalarında bütün canlılığıyla yaşamaktadır.
Tabyabaşının aşağısında şimdiki karayolunun geçtiği yerde ufak bir düzlük vardır. Bu düzlüğün etrafı ise adeta duvar gibi, dik bir setle çevrili idi. Düzlüğün güney kısmında mağaramsı bir kovuk vardır. Bu mağaramsı kovuk topçu bataryalarına ait cephanelerinin muhafaza edildiği baruthane olduğu söylenmektedir. Yine bir asır kadar önce Tabyabaşının biraz aşağısında Kiraz limanının denize hâkim bir noktasında gazyağı ile çalışan 5 numaralı cam kavanozlu bir deniz feneri de bulunmaktaydı. 1914 yılında başlayan 1. Dünya savaşına kadar yanan bu ilkel gazlı deniz feneri, özellikle Ordu iskelesine gece veya siste gelen yolcu vapurları yardım edileceği vakit yakılmaktaydı.

ORDU’NUN BİR ZAMANLAR SAYFİYE VE BULUŞMA YERİ “TABYABAŞI”
Tabyabaşı, günümüzdeki mevcut kara yolu geçmeden evvel şehrin ana giriş kapısı olmuştur. Tabya başı boğazında 1933 yılında Cumhuriyet’in 10. Yılı bayram kutlamaları için çok güzel bir tak kurulduğu halen anlatılmaktadır. Cumartesi günleri olunca Ordu’nun sayfiye yeri olarak kabul edilen Keçiköy’de öğleden sonra ve bilhassa yaz aylarında Pazar günleri, genç, yaşlı, kadın, erkek, şehirli buralarda gezintiye, pikniğe, eğlenmeye çıkarlardı.
Tabyabaşı o yıllar da korkuluklularla çevrili geniş kavisli düzgün bir yer olarak hatırlanmaktadır. Bu yerde gençler hep birada otururlar, gelip geçenleri seyrederlerdi. Kirazlimanında akan bir Acısu deresi vardır. Bu deredeki tarihi köprünün bir yakasından başlayan yola da âşıklar yolu denilirdi. Aşıklar yolunun üst kesimi ağaçlık, çayırlık, fındık bahçeleri ile çevriliydi. Aşıklar yolunun alt tarafı ise denizle çevrili olduğu için Ordulu gençler tarafından o yıllarda çokça tercih edilen gezinti ve mesire yerleri idi. Buradaki bahçe ve çayırlıklarında hep birada piknik yapılır, sofralar hazırlanır, kemençe, bağlama, def ile birlikte türküler söylenir, çeşitli yöresel oyunlar oynanarak eğlenilirdi…

“TABYABAŞI” GENÇLERİN EVLENMEK İÇİN NASİPLERİNİ ARADIKLARI BİR YERDİ

Tabyabaşı geçmiş yıllarda Ordulu gençlerin ilk görüştüğü, buluştuğu şimdiki deyimle “sosyal platform” olmuştur. Ordu tarihi için çok önemli bir yer olan Tabyabaşı, aynı zamanda evlenmek isteyen bekar gençlerin birbirlerini görüp beğendikleri bir yerdir. Gençler sosyal baskılar yüzünden bir araya gelip görüşemediği ve yaklaşamadıkları eski yıllarda evlenmek için Tabyabaşına kadar gidip, nasiplerini aralardı. O yıllarda daha telefon, internet henüz olmadığı için onların yerine gençler karşılıklı göz teması ile birbirlerini tanıyıp, beğenirlerdi. Birbirlerini uzaktan beğenen bekar gençler hoşlandığı kıza bakıp, göz eder yada kız oğlanı uzun uzun süzüp, işmar ederdi. Daha sonra âşıklar birbirlerine aracılar yoluyla ateşli aşk mektupları, sevgilisinin baş harflerinin işlendiği dantelli mendiller, aracılarla yürek yakan duygu dolu mesajlar ve şiirler yollarlardı. Belki de Tabyabaşında birbirini beğenen ve evlenen birçok Ordulu gençler arasında bizim büyüklerden birilerinin olma ihtimali de bulunmaktadır.
İşte bu meşhur türküde de söylendiği gibi, Tabyabaşı’nda üçü bir arada oturan genç kızlar, sevdikleri beğendikleri delikanlıları karşıların da görünce onlara olan aşklarını uzaktan başka türlü nasıl belli edecektir? Tabii ki o yıllarda çok sıkça kullanılan “göz etmek” şeklinde diye bir işaret dili vardır. Sevdiği oğlanda zaten aşık olduğu bu güzel kızın olumlu işaretleri karşısında o kadar çok sevinip ve duygulanmış ki; “Kız allan, pullan gel, gel yanıma, dola beyaz kollarını benim boynuma..” diye cüretkar bir şekilde sevdiceğini bir şiir eşliğinde Tabyabaşında âşıklar yolundaki bahçeye davet etmiştir.

Daha sonra Tabyabaşında birbirini tanıyan ve âşık olan diğer Ordulu gençler gibi türküde bahsi geçen gençler de evlenmeye karar verip, bir süre sonra evlenmişler, mutlu olmuşlardır. Bu türküde adı geçen gençler hakkında birçok isim rivayet edilmiştir. Amma velakin aşık olan Ordulu gençlerin bir zamanlar hiç ağzından düşürmeden söylediği “ Tabyabaşı’nda üç kız yan yana, içlerinden biri göz etti bana” şiiri de en sonunda bestelenerek bir anonim Ordu halk türküsü haline gelmiş, tüm memleket çapında söylenir olmuştur.
1959-60’lı yıllarda sahilden geçen karayolunun trafiğe açılmasıyla zamanımızda Tabyabaşının bu meşhur yolu bir mahalle sokağı haline gelmiş; geleni geçeni ise, sadece bu çevrede oturanlar teşkil etmiştir. Bugünlerde ise, Tabyabaşı ve çevresi tamamen yüksek katlı devasa binalarla dolmuş; o eski güzellik, neşe ve canlılık kaybolmuş, aşık maşık hiçbiri ortalıkta kalmamıştır. Artık, yanyana duran üç kız heykelleri hariç “Tabyabaşında kızlar yan yana” değildir; orada sevgilisine göz eden ”pışt” diyen, kimsecikler de yoktur. Ama Tabyabaşı ile üç kız heykel figürü bu şehrin kültürü ve folklorudur. Orduluların anılarında kültürel değerlerinde yaşamaya devam edecektir, etmelidir de…
KAYNAKLAR:
Adnan Yıldız “Ordu Kazasına Rus Bombardımanları” adlı yazılı araştırması
Sıtkı Çebi, “Ordu Şehri Hakkında Derlemeler ve Hatıralar” kitabı
Prof. Dr. Oktay Güvemli “Ailem ve Ben Fevzi Güvemli’nin anıları” adlı kitabı
Paylaş
Önceki İçerikVespa Motosikleti ile Dünyayı Gezen “Ordulu Osman Gürsoy”
Naim Güney
1958 yılında doğumlu, Hüseyin Naim Güney, ilkokul, ortaokul ve Liseyi Ordu'da bitirdi. KTÜ Ordu Meslek Yüksek Okulundan İnşaat bölümünden mezun oldu. 1979 yılından itibaren bir süre yurt dışında özel sektörde çalıştı. 1980 yılından beri Devlet Su İşlerin 75.Şube Müdürlüğünde çeşitli birimlerde görev yaptı. Evli ve iki çocuk babası olan “H. Naim Güney” hâlihazırda; Ordu hakkında yerel tarih araştırmaları yapmaya devam etmektedir. Çeşitli Dergi, Gazete ve Sosyal Medyada yaptığı yerel araştırmalar seri olarak yayınlanmaktadır. “Eski Vergiler” ve “Ordu’da Meydana Gelen Doğal Afetler” adında iki adet kitabı bulunmaktadır.