Kamil Sönmez’in SES Dergisi Röportajı

Kamil Sönmez'in dönemin meşhur dergisi SES'in 18 Temmuz 1981 tarihli 29.sayısında yayınlanan röportajı....

0

Sahne ve televizyonda birbirinden güzel türküleriyle karşımıza çıkan Kamil Sönmez’in her zaman gülen yüzünün ardında dram dolu bir yaşamın gölgeleri var. Sanatçı, oldukça zor geçen bir çocukluk ve gençlik yaşamından sonra mutlu bir evlilik yapmış ama, bu mutluluğu da çok kısa sürmüş. Buna rağmen gülmeyi unutmayan sanatçı, bakın o günleri nasıl anlatıyor:

“Eşimle birbirimizi tanıyarak severek evlendik. Çok mutluyduk ama, turneler, konserler, film çalışmaları yüzünden sık sık yuvamdan ayrı kalmam önceleri tartışmalara, sonra da dargınlıklara yol açtı. Sonuçta anlaşarak ayrıldık. Fakat birbirimizi hala seviyoruz. Kısacası mutluluğun içinde mutsuzluğu yaşıyorum.”

Sanatçının mutsuzluğu sadece aile hayatında değil, tüm geçmişinden kaynaklanıyor. Çocukluğunu, okuldan arta kalan zamanlarda 25 kuruşa ayakkabı boyayarak geçiren Kamil, o çağlarını istediği gibi yaşayamadı.

Ailece Ordu’nun Perşembe ilçesinde oturuyorlardı. Kamil, zar zor ilkokulu bitirdi ve ortaokula yazıldı. Artık boş zamanlarında sinemalarda patlamış mısır da satıyordu; bu şartlar altında ortaokuldan mezun oldu. Sonra Giresun İlköğretmen Okulu’na yazıldı, buradan da yatılı olarak Ankara Devlet Konservatuvarı Opera Şan Bölümü’nde girdi. Kamil’in babası çok güzel bağlama çalıyor, iyi türkü söylüyordu. Oğlunun da iyi bir türkücü olmasını istiyordu.

Ama ne gezer…

Kamil okul tatillerinde bile artık eve kapanıyor, babasından gizli gizli şan çalışıp, aryalar okuyordu. Babası yasak etmişti ona operayı. Kaç kez Kamil’e, “Bunlar ne biçim türkü? Neden bangır bangır bağırıyorsun?” diyerek birçok kereler haşlamıştı.

ZÜLFÜ LİVANELİ İLE TANIŞMASI

Kamil Sönmez 1967 yılında askere gider ve dönüşünde kendini rahmetli Avni Dilligil’in tiyatrosunda oyuncu olarak bulur. Daha sonra Ankara’daki çeşitli tiyatrolarda çalışır.

1972 yılında tesadüfen aynı oyunda rol adlığı tiyatro oyuncusu Ayşe Demirel ile hayatını birleştirir ve bir yıl sonra da Selim adını verdikleri bir çocukları dünyaya gelir. Çocuk, aileye mutluluk yanında, bir neşe ve babaya da şöhrete giden yolda ilk ciddi teklifi getirir.

Çocuğun aileye uğur getirmesinden dolayı bir adını da “Uğur” koyarlar.

Kamil Sönmez’in sesini ilk kez Zülfü Livaneli keşfeder ve ilk ciddi teklif ondan gelir. İsterseniz bundan sonrasını Kamil Sönmez’den dinleyelim:

“Zülfü Livaneli, benim çalıştığım tiyatronun karşısında kitapçılık yapıyordu. Tiyatroya gelir, oyunları izlerdi. Hiç unutmam 1973 yılında bir sonbahar akşamı bana: ‘Sen belki çok büyük tiyatro oyuncusu değilsin, ama bu sesini değerlendirebilirsen çok iyi bir ses sanatçısı olabilirsin’ dedi. Ve ilk plağım olan ‘Hekimoğlu’ ile ‘İnce Memed Türküsü’nü Zülfü Livaneli’nin hesabına yaptım. Plak tutulunca Ankara’daki çeşitli gazinolarda Türk Halk Müziği sanatçısı olarak çalışmaya başladım. Bu arada televizyon programları da yapıyordum… Fakat ilk büyük patlamam ‘Gemiciler’ adlı türküyle oldu. Bilinen bir türküyü değişik bir yorumla okuduğum zaman herkes karşı çıkmıştı. Unutamadığım büyük olaylardan biridir ‘Gemiciler’. Çünkü bu türküyle hayatımın akışı değişti.”

RİZE CEZAEVİ’NDEN ÇIKAN TÜRKÜ

Kamil Sönmez’in, «Gemiciler» türküsünden sonra şansı bir hayli açılır. Her yeni teklif, her yeni televizyon programı; sahne tekliflerini de beraberinde getirir.

Sanatçı, bu arada radyo arşivlerini karıştırırken Rize Cezaevi’nden çıkan ve arşivde tozlanmaya mahkum olan “Şişmanoğlu” adlı türküyü bulur… Şişmanoğlu, Rize Cezaevi’nde öldürülmüş bir efsane kahramanının öyküsüdür. Kamil Sönmez bu türküyle özellikle Karadeniz yöresinde çok tutulur, sevilir.

Plak çalışmaları başarıyla sürerken, bir film teklifini değerlendiren sanatçı, “Düşman” adlı filmde önemli bir rol alır. Bu filmi diğerleri izler…

Amacını şöyle açıklayıp, sözlerini noktalıyor;

“Amacım, yapabildiğimden daha iyi şeyler başarmaktır. Her şeye edindiğim bu ilke ve sabrım ile sahip oldum.”

SES Dergisi, 18 Temmuz 1981 tarihli 29.sayısı