Eski sahalar ve Eski futbolcular

0

O yılların küçük Ordu’sunda yaşayan insanların birbirleriyle ilişkisinde din, ırk, zengin, fakir diye bir ayrım yoktu. Ordu’da spor çok seviliyordu. Hele futbola karşı aşırı bir tutku vardı. Çocukluk yıllarında mahalle arkadaşlarımızla mahalle aralarında boş bir alan da top oynardık. Büyükler top oynamayalım diye bizi sopayla kovalardı. Boş arsalarda altı yedişer kişilik maçlar yapardık. Her çocuk o yıllarda bez topla oynamaya başlardı. Bazı çocuklar gayet iyi bez toplar yapardı. İneklerin bağırsaklardan futbol topu yapanlar bile olurdu. Marangozların sürdüğü tutkalı dışına sürüp üzerine ip dolayıp, kurutur ve maç yaparlardı.

Hatta bazı çocuklar spor ayakkabısı bulamadığından yalınayak top oynuyordu. Hiç unutamam, bir maçtan önce mahallenin kabiliyetli bir gencinin yalınayak oynamasına razı olmayan bir abi, iyi oynasın diye kramponlu ayakkabılarını o gence vermişti. Fakat buna alışık olmayan o genç maçta hiç iyi oynayamamıştı.

O yıllar çok güzeldi. Ordu’da futbol oynamaya müsait çok düz alanlar vardı. Okullarda sınıf maçları yapılırdı, okullar arası maçlar yapılırdı. Mahalleler arasında iddialı maçlar düzenlenirdi. Maç organizesi yapan abiler yetenekli gençlerden, takım yapar, futbol oynatırlardı. Köylerde ise nüfus yoğundu, her köyün futbol takımı vardı, bazı köylerde ikişer takım vardı. Ordunun her mahallesinin bir takımı vardı. Yaz turnuvaları, Ramazan turnuvaları yapılırdı. Oruçlu futbolcular, oruçlu seyirciler top patlayana kadar kadınlı erkekli maçları izlerdi. Seyirci, küfür etmezdi daha kültürlüydü. Özel turnuvalar, daireler arası maçlar yapılırdı.

Eskiden henüz hazır futbol ayakkabısı satan bir spor mağazası yoktu. Ama şehirde mahir bir ayakkabı ustası vardı. Ordu’lu gençlere ısmarlama futbol ayakkabıları yapardı. O elde yapma futbol ayakkabısını almaya herkesin gücü yetmezdi. Ama Kasap Mihail çok sevdiği oğlu Haris’in daha iyi oynaması için o ustaya futbol ayakkabısı yaptırırdı. Haris ise gerçekten çok iyi futbolcu idi, süratli ve teknikti, onu tutmak mümkün değildi. Millet Düzünde futbol maçında Haris olunca hemen yüzlerce seyirci toplanır, onu seyir ederdi. Haris daha sonra Galatasaray’a kadar transfer oldu, başarılı maçlar oynayıp, ülke çapında meşhur olmuştu. Amatör kulüplerin bile fanatik seyirci kitlesi vardı. Bu kulüplerin maçları çok çekişmeli geçer, millet düzü etrafında ayakta durmaya bile yer kalmazdı. Kadını erkeği birlikte tezahürat yaparlardı.

Eskiden futbol çok ağır toprak sahalarda oynanırdı. Millet düzünün zemini topraktı. Bu kötü şartlarda dahi herkes çok mutluydu ve bahane etmeden sahaya çıkıp futbolunu efendice oynuyordu. Ordu, Türkiye’nin en çok yağmur yağan illerinden olduğu için çoğu maçlar yağmur altında oynanırdı. Sahalar o kadar çamurdu ki, ne top tutulabiliyor, ne kontrol ediliyor, ne de vurduğun zaman uzağa gidiyordu. O yıllarda sahalar yağmur yağınca bileğine kadar çamur balçık olurdu. Futbolcu çamura saplanınca kramponu sık sık ayağından çıkardı. O ağır sahada ancak çok kuvvetli olan futbolcular koşabiliyordu. Statta yağmurlu havalarda futbol oynadığı zaman, ayaklarını çamurdan zor çıkarırlardı. O yüzden maçtan sonra sporcuların hep baldırları ve bacakları ağrırdı.

Eskinin o kalın meşinden topları suyu çekince dört beş kilo ağırlığına çıkardı. Ordulu futbolcular alışkındı ama rakip takımlar gelince topu süremez, topla şut çekemezlerdi. Öyle çamurun içinde top vurduğun yere gitmez, istediğin yerde durmazdı. En kötüsü o ıslak topa kafa vurmaktı. Islanan deri top suyu emdikçe beton gibi olurdu. Hele de topun sibop yeri kafana rast gelirse kafana kurşun yemiş gibi acıtırdı. Maç bitiminde kramponların çivileri ayaklara batardı. Futbolcular ayakkabıları çıkardığı zaman kan akardı. O zaman tetanos olma tehlikesi filan hiç akla gelmezdi. Toprak sahada futbolcu yere sert düştüğü zaman bacağı sıyrılır, bir hafta yarası geçmezdi.

Maçtan sonra duş almak, yıkanmak icap eder, yıkanamazlardı. Tesis yoktu, soyunma odaları ilkeldi. Banyosu sıcak suyu yoktu. Tuvaletler hep kırık döküktü. Eskiden, her maçtan sonra futbolcuların üstü başı çamur, ellerinde krampon ve giysilerle terli terli yürüyerek stadın yanındaki Saray hamamına kadar gittiklerini çok görürdük. Eski futbolcuların yolculukları uçaklarda değil, kara şanzımanlı eski otobüslerde bozuk tozlu kasisli yollarda bin bir macerayla geçerdi.

Şimdi Türkiye’de hemen hemen tüm futbolcular artık yemyeşil halı gibi sahalar da, özel üretilmiş ithal toplarla oynuyorlar. Beş yıldızlı sosyal tesislerde kalıyorlar, en güzel gıdalarla besleniyorlar, en kaliteli spor malzemelerini kullanıyorlar. Bu fakir halkın dişinden tırnağından artırdığı bilet, TV abone, İddia Spor Toto ve Sponsorluk gelirlerinden aktarılan astronomik paraları ceplerine indiriyorlar. Ama yine de bugünkü futbolcuların çoğu aldıkları o büyük rakamlı paraların hakkını veremiyorlar, öyle değil mi?

NAİM GÜNEY

Paylaş
Önceki İçerik5 yılda 3 milyon turist
Sonraki İçerikOrdu’ya sürpriz kar yağışı !
Naim Güney
1958 yılında doğumlu, Hüseyin Naim Güney, ilkokul, ortaokul ve Liseyi Ordu'da bitirdi. KTÜ Ordu Meslek Yüksek Okulundan İnşaat bölümünden mezun oldu. 1979 yılından itibaren bir süre yurt dışında özel sektörde çalıştı. 1980 yılından beri Devlet Su İşlerin 75.Şube Müdürlüğünde çeşitli birimlerde görev yaptı. Evli ve iki çocuk babası olan “H. Naim Güney” hâlihazırda; Ordu hakkında yerel tarih araştırmaları yapmaya devam etmektedir. Çeşitli Dergi, Gazete ve Sosyal Medyada yaptığı yerel araştırmalar seri olarak yayınlanmaktadır. “Eski Vergiler” ve “Ordu’da Meydana Gelen Doğal Afetler” adında iki adet kitabı bulunmaktadır.