Eski Fındık Harmanları

0
Artık, bugünün çiftçisi, fındık toplanması hariç harmanda her şeyi makine ile hallettiği için pazara daha kolay ve çabuk bir şekilde inebiliyorlar. Yakında makine ile bahçeden fındık toplamanın bir çaresi de bulunursa, işler daha da kolaylaşacak, maliyetler düşecek, diye köyde gezinirken samanlığın bir köşesinde babamın tırmığı ile yabasını görünce eski günleri birden hatırladım.
Eskiden, fındık sezonu yaklaşınca, herkeste bir telaş, koşuşturma başlardı.
Ordu’nun pazarları fındık hazırlığı yapan insanlarla dolup taşar, sonra herkes köylere taşındığı için şehir birden bire sessizleşirdi. Herkesin ortak amacı, fındığını bahçelerden en kısa zamanda toplama, harmandan en kısa sürede mahsulünü kurutma ve serbest piyasadaki en yüksek fiyattan fındığını satmak ya da fiyatın artacağı güne kadar sabırla beklemekti.
Öyle köylere gidişin ve gelişin günlük yapılamadığı, köye gidenin Eylül sonunda Ordu’ya döndüğü günlerdi. Aylarca süren eski fındık harmanımızda Tırmık, Yaba küreği, Çalı süpürgesi, toz eleği, Lüküs lambası, Şelek, Hey, Sepet ile Kendir çuvallar,kırnap , çuvaldız, bıçkı, girebi, bakır su güğümü ve kalaylı su tası, en çok değer verilen malzemelerdi. Ama son yıllarda bu türlü eşyaların birçok alternatifi çıktı. Ahşap malzemelerin taklidi olan sert plastikten yapılan eşyalar yüzünden artık el emeği, göz nuru olan o aletler ile ustaları tek tek yok olup, kaybolmaya başladılar.
Fındığını herkes kendi arasında ya da imece usulü toplardı, her yerde fındık bahçesi yoktu, hele Ulubey, Gölköy, Aybastı gibi yörelerde mısır, patates ve hayvancılık yapılırdı.
Fındık bahçelerimizin kenarındaki buz gibi kaynaklardan bakır güğümlere suyu doldurup, kalaylı su tasından ameleye ikram edildiği fındık ayları geride kaldı. Plastik bidonlardan ve maşrapalardan su içen bugünkü nesil, naylon ip kullanılıyor. Bakırın, ahşabın, kendirin içinde yaşadığımız o yıllarda köylerde belli zengin ailelerin evinde akülü ve transistörlü koca mobilya radyolardan “Ajans” dinleyebilmek bile büyük bir mutluluktu. Şelek, Hey,Göcek ve sepetler çok değerliydi, ham fındık ışkını ve dallarından elde tek tek örülerek yapılırdı, kullanılacağı zaman bir gece önceden suya batırılır, dibinin delinerek, kırılıp dağılması, ömrü uzatılmaya, çalışılırdı.
Şimşir, gürgen, ladin ağacından yapılan ahşap el aletlerinin içerisinde dut ağacının özünden el ile yontularak yapılan tırmık en iyisi olarak kabul edilirdi. Tırmıktaki diş sayısı yapacağı işe göre artabiliyordu. Fındığı tozundan ayırmak için kullandığımız koca eleklerin kasnağı ahşaptan, elek gözü ise teldendi. O eski telis posta çuvalları kullanıldıkça açılıp daha fazla fındık alırdı, her sene köy kemelerin kestiği çuvallar ayrılır, tek tek çuvaldızla yamanır, iyi ve yenileri özenle bir kenarda fındık vermek için serende de bekletilirdi.
Karadeniz’de fındığın serbest piyasadaki temsilcisi olan manavlar, uzun yıllar köylüden aldıkları mahsulü fabrikatör denen fındık ihracatçılarına satıp aracılık yaptılar. Kış mevsiminde manavlar, paraya sıkışan güvendiği köylüye geri çevirmeden borç verirdi, yine fındık harmana indirilince müşterisi olan her köylüye amele parası dağıtırdı, Tüccarlar, kara kaplı defterinde köylüye ait o sayfayı açar, büyük bir dikkatle çuval sayısını ve verdiği amele parasını yazarlardı, bazı tüccarlar senetli defter tutar, tanımadığı kişilere işin ciddiyetini sergilemek için de olsa açık senede imza attırırlardı. Çuvalları bir cip veya köy otobüsüne yükleyen köylü, harmanına döner, borcu kapatmak için fındık harmanında boğuşmaya devam ederdi. Borçlu köylü, köylerde elektrik radyo, telefon olmadığı için şehirden gelene amele ve fındık fiyatlarını sorar, kendine göre hesaplar yapardı.
Fındığını dalında gören köylüye esnaf “fındık veresiye” mal satmaya başlardı, köylünün “Erkek ayı” gelince, düğünlerini, mevlitlerini ve her türlü işini, hatta kız kaçıracağı zaman bile daldaki fındığa güvenerek minnetsiz yapılırdı.
İlk çıkan fındık motorlarının henüz bulunmadığı o yıllarda tırmıklarımız, insanın bir mekanik el gibi hareket ettirebildiği önemli bir ziraat aleti olarak kabul edilirdi. Yabalarda, ladin veya çam ağaçlarının en düzgün ve geniş kısmından özenle el hızarı ile bölünür, keserle yontma yapılırdı. Bu ahşap yabaları kullanan köylü gençlerin ellerinden o çıra kokusu uzun süre çıkmazdı. Bahçelerimizden toplanarak harmana getirilen fındığı, sermek, karıştırıp, kurutmak gibi her türlü tarımsal işlerde kullandığımız bu yabalar ve tırmıklar gün geçtikçe kenarda köşede kaldılar.
İlk fındık ayıklama motorları daha icat edilmemişken, harmanlarda 70’li yıllara kadar, insan emeği çok yoğun, zorlu ve uzun sürüyordu. İlk fındık ayıklayan motorlar, bizim köylümüz için büyük bir devrimdi. Bu eziyetli süreci ilk fındık ayıklama motorları ile bozan, Karadeniz köylüsü, motorun ayıkladığı fındığı tozundan , elle döndürülen ahşap savurma makineleri gibi bir takım kolaylıklar buldu, daha sonra Termeden gelen modern Fındık patozları harman sürecini çok kısalttı.
İlk motorlar, pancar su motorundan bozma, kulakları sağır eden, çok gürültülü ve bol tozlu aletlerdi. Yanında çalışan 8-10 kişi tozdan tanınmaz hale gelirdi. Motorun üstünde ağzı huni gibi olan bir kovaya şelekle dökülen kapsüllü fındığı dikkatlice eli ile bastıran bir makinist vardı, gürültüden kimsenin ne konuştuğu anlaşılmadığı için, makinist eli ile şeleği döken ameleye “dur, dök, bekle, yavaş” gibi işaretle kumanda ederdi. Bu işi yapan bazı makinistlerin fındık ayıklama motorunun dişlisine elini kolunu kaptırıp hastaneye yetiştirildiği çok olurdu. Fındığın kapsülünü dişlilerin arasında toz haline getiren motorun önünde uzun delikli bir silindir vardı. Bu delikli silindirin içinden çıkan tozlu çeç fındık yere sıçrayarak yığılırdı. Orada bekleyen bir kişide bu yığılan tozlu fındığı tırmıklarla sürekli önüne doğru çekerdi. Bazı fındık ayıklama motorunun dişleri ayarsız olur, bazı iri fındığın dış kabuğunu kırardı, bu durum genelde fındık harmanı sahibinin canını pek sıkar, bazen makinisti uyarırdı, ama kırık iç fındıklar ziyan olmazdı. Çünkü bu harmanda usanmadan çalışan analarımız vardı. O analarımız, kavurdukları bu iç fındıkları, bayram zamanı evde yaptıkları burma tatlısına katarlardı ya da kış akşamları çerezlik olarak yenilmesini sağlarlardı.
Fındık, bu ayıklama ve eleme makinelerinden önce Eylül hatta Ekim aylarına kadar harmanlarda sürünüyordu. Şimdiki gibi naylon örtüler, branda veya bez sergenler yoktu. Ani yağan ve caranak denen yaz yağmurlarında göllenen harmanlar, makbul değildi, Harman yeri sabahtan akşama kadar bol güneş alan geniş ve hafif eğimli olması gerekiyordu.
O yıllar, güneş sıcağında solan ve sararan fındığı kapsülünden kolayca ayrıştırmak için geceden kalkılırdı. Köylerimizde o yıllarda elektrik yoktu, içerde evler gaz lambası ile dışarıda ise gemici feneri veya lüks lambası ile aydınlatma yapılırdı. Hafifçe ıslatılan fındık, tırmığın tersiyle dövülürdü. Bu ayrışan fındığı kapsülünden çeç haline getirmek için komşu, kadınlar, kızlar ya da yevmiyeli tutulan ameleler harmana kadar gelip, fındığı tek tek elleriyle ayıklarlardı. Ayıklama yapan kadınlar kızlar şakalaşır, türküler, maniler söyler, gençler birbirine işmar ederdi. Sonra ayıklanan fındık rüzgârdan istifade tozundan ayrılması için bir tenekeye koyulup yukarıdan aşağı boşaltılırdı, eğer rüzgâr yoksa elde yapma toz elekten geçirilip tozundan koruğundan ayrılırdı. Fındığın, sergenlerde iyice günlendirilip, satışa hazırlanması, günler alırdı.
Harmanda tırmığın tersiyle saat başı karıştırılarak kurutulan fındığın içinde bulunan tekleme ve koruk fındıklar tek tek seçilirdi. Kuruyan çeç fındıklar, ahşap kasalı savurma makinelerinde gece serinde lüküs ışığında savrulur, sonra telis çuvallara tenekelerle doldurulup, ağızları kırnap ve çuvaldızla dikilirdi. Her fındık harmanında gece oldu mu birkaç şarjör mermi boşaltmak eski bir gelenekti. Fındığı yağmurda çürütmeden çuvala kadar dolduran köylüler de, sevinçten tabancasını çekip, havaya bütün mermileri sıkardı.
Şimdiler de ise harmanda işler kolaylaştı, ama fındıkta diğer ilaç,gübre gibi girdiler, amele fiyatları gibi ciddi maliyetler yükselince çiftçinin köylünün işi daha da zorlaştı, kara kara düşünce aldı gitti.

 

Paylaş
Önceki İçerikArgo Gemisini Yason’da Yaşatalım
Sonraki İçerikSu Oyun Parkı Çocukların İlgi Odağı Oldu
Naim Güney
1958 yılında doğumlu, Hüseyin Naim Güney, ilkokul, ortaokul ve Liseyi Ordu'da bitirdi. KTÜ Ordu Meslek Yüksek Okulundan İnşaat bölümünden mezun oldu. 1979 yılından itibaren bir süre yurt dışında özel sektörde çalıştı. 1980 yılından beri Devlet Su İşlerin 75.Şube Müdürlüğünde çeşitli birimlerde görev yaptı. Evli ve iki çocuk babası olan “H. Naim Güney” hâlihazırda; Ordu hakkında yerel tarih araştırmaları yapmaya devam etmektedir. Çeşitli Dergi, Gazete ve Sosyal Medyada yaptığı yerel araştırmalar seri olarak yayınlanmaktadır. “Eski Vergiler” ve “Ordu’da Meydana Gelen Doğal Afetler” adında iki adet kitabı bulunmaktadır.