BİR ZAMANLAR ÇAMBAŞI YAYLASI

0
      Eski Türkçede yaz anlamına gelen “yay” kelimesinden türetilmiş olan yayla(k), Türklerin hayatında önemli bir yere sahiptir. Hayvancılık ağırlıklı bir yaşam tarzının gereği olarak yaz aylarında çıkılan yüksek ve serin bu yerler, Türkler için aynı zamanda özgürlüğe kaçış alanlarıdır. Bu yüzden bazı dönemlerde şehirlerin merkezleri dahi yaz aylarında yaylalara taşınmıştır. Bir zamanlar Çambaşı yaylasında olduğu gibi.
1955 | Haber Gazetesi
      Alan olarak ülkemizin en büyük yaylalarından biri olan Çambaşı yaylası, Ordu il merkezinin 61 kmgüneyinde ve deniz seviyesinden 1850 m. yüksekliktedir. 1455 yılına ait Ordu yöresi Tahrir Defteri’nde[1]yer alan “revgan-ı yaylak” [2]adlı vergiden anlaşıldığı kadarıyla da, Oğuz Türklerinin Karadeniz’i yurt tutmasından hemen sonra yayla olarak kullanılmaya başlanmıştı. Ancak Çambaşı’nı asıl farklı yapan husus 19. yüzyılın ortalarından itibaren aynı zamanda Ordu kazasının yazlık merkezi haline gelmesidir.
      Ordu yöresini fetheden Hacıemiroğlu beyliğinin, sahile iniş süreci olan 1390’lı yıllardan itibaren merkezi Ordu’ya 4 km. mesafede bulanan Eskipazar’dır. 1427 yılında bölgenin Osmanlı Devletinin idaresine geçmesinden sonra da 18.yüzyılın sonlarına kadar Eskipazar, Ordu kazasının merkezi olmaya devam etmişti. Ancak 18. yüzyılın ortalarından itibaren başta Eskipazar’da ortaya çıkan huzursuzluklardan kaçan ayrıca hayvanlara yeni otlaklar bulmak isteyen birçok nüfus, sahile daha yakın olan şimdiki Ordu merkezine yerleşmeye başlamıştı. 18. yüzyılın sonlarında ise kaza merkezi de taşınmıştı. Ama o yıllarda yeni kasabanın çoğu yeri bataklıktı ve civarında birçok tarlada pirinç ekilmekteydi. Gerek buralardan oluşan sivrisineklerin neden olduğu hastalıklar gerek aşırı sıcaklar ve nem dolayısıyla, Ordu kasabasında yazları yaşamak mümkün değildi. Bu yüzden kasabada yaşayanlar çareyi yazın, başta kaymakamlık ve diğer tüm daireler, okullar, hapishane ne varsa yaylaya taşımakta bulmuşlardı. 9 Haziran 1894 tarihli bir belgede bu durum şöyle anlatılmaktadır:
1953 | Boztepe Gazetesi
      Ordu kasabası civarında ve yalnız bir iki köyde ihdas edilmiş olan çeltiklerden mevsim-i sayfda tesaüd eden ebhire-i redie ciyadet-i havayı ifsad ederek enva-i ilel ve eskâmın hudusuna sebeb olmakta ve binaenaleyh her senenin mevsim-i sayfında heyet-i hükümet ve ahali merkez-i kazayı terk ile on iki saat mesafede bulunan Çambaşı yaylağına gitmekte ve bu yüzden bir çok mesarif ve metayib ihtiyar etmeye mecbur olagelmekte…[3].
      1949 yılında İktisadi Uyanış Dergisi’nde yayınlanan Niyazi Baba ile Mülakat, Altmış Yıl Evvelki Ordu adlı yazıda da, 1880’li yıllardaki Çambaşı yaylası şu şekilde anlatılmaktadır:
Çambaşı! Nasıl anlatayım? O zamanın Çambaşı’sını anlatmak meseledir. Hele yazın, denizden kum sayılır, Çambaşı’nda adam sayılmazdı. Oteli lokantası, bakkalı, berberi hamamı, pazarı ile 1800 hanelik koskoca bir kasaba.
1800 hanelik mi?
Belki daha fazla. O vakitler Çambaşı buradan daha mamurdu. Daha Mayıs içinde yaylaya akın başlardı. Şehir baştan başa boşalırdı. Hatta Hükümet bile Çambaş’ına naklederdi.
Tuhaf mı buldunuz. Evet, yazın Mayıs sonlarında, devair-i resmiye, başlarında kaymakam olmak üzere Çambaşı’na gider. Bütün daireler, Adliye, Tapu, Jandarma, Nüfus, Tahrirat orada kurulur, işler orada görülürdü. Burada yalnızca bir kaymakam vekili kalırdı. Daha garibini söyleyeyim. Yazın hapishaneyi de boşaltırlar, mahkumları, maznunları, nezaret altında yaylaya götürürlerdi.
Peki Hükümet ne zaman dönerdi yayladan?
-Halkın dönme sıralarında, Eylülün ilk haftasında.
-Hakikaten garip. Demek yazın şehir, hükümet de dahil tamamıyla boşalıp yaylaya göç ediyordu. Ne zamana kadar bu hükümetin nakil işi devam etti?
1300 senesine kadar. O seneden itibaren hükümet kasabada kaldı ve bir daha yaylaya çıkmadı…
      Ordu kazasının yaz aylarında Çambaşı’na taşınması aynı zamanda bazı zorlukları da beraberinde getirmekteydi. Yaz aylarında civar vilayet ve kazalardan gelenlerle birlikte yaylanın nüfusu 40 bine ulaşmaktaydı. Bu yüzden kışlık merkezde olan her şeyin yaylada da olması gerekiyordu. Mesela okullar. O yıllarda okullar yaz döneminde de eğitim verdiğinden yaylaya giden çocukların okul ihtiyacı en temel ihtiyaçlardandı. Ordu’da bulunan rüştiye yani bugünkü karşılığıyla ortaokul yaylaya da yapılmıştı. Mayıs sonlarından itibaren öğretmenlerle birlikte öğrenciler bu okula taşınıyorlardı. 10 Ekim 1892 tarihli bir belgeden öğrendiğimize göre, Çambaşı’nda uzun yıllar eğitim veren okul, 1892 tarihinde eskimiş ve kullanılamaz hale gelmişti. Bunun üzerine o yıllarda Ordu kaymakamı olan Mehmet Ali Bey’in kızları Nezihe ve Nedime hanımlar bu eski okulu yıktırmışlar ve tüm masraflarını karşılayarak yerine yeni bir okul yaptırmışlardı. Yeni okul binası 1892 yılı Eylül ayında düzenlenen bir törenle açılmıştır. Nezihe ve Nedime hanımlar ise bu hizmet karşılığında Sadaret tarafından taltif madalyası ile ödüllendirilmişlerdi[4].
      Diğer bir sıkıntıda yaylaya gelen hayvanların ve insanların bulaşıcı hastalıklara karşı korunmasıydı. Bunun için yaylada iki tane tahaffuzhane kurulmuştu. Bu tahaffuzhanelerde yaylaya gelen hayvanlar ve yolcular sağlık muayenesinden geçiriliyor ve bulaşıcı hastalık görülenler ise karantina altına alınıyor, yaylaya sokulmuyordu. Bu işlem mecburi idi. Tahaffuzhanede kontrol edilen her hayvandan ise belli bir ücret alınmaktaydı[5].
      Çambaşı yaylası, bu dönemde yaz aylarında bölgenin aynı zamanda önemli bir ticaret merkeziydi. Ayrıca “Fındıcık” denilen mevkide çıkarılan demir madeni[6]bizzat yöre yöre halkı tarafından işletilmekte ve buradan elde edilen demirlerle halk ihtiyacı olan alet ve edevatı üretmekteydi[7]. Dolayısıyla bu maden Ordu kazası ve Trabzon vilayeti için önemli bir gelir kapısıydı. Bu yüzden Trabzon Valiliği, Çambaşı yaylasının bu durumunu daha da geliştirmek için Temmuz ve Ağustos aylarında, yaylada panayır düzenlenmesi yönünde 1904 yılında Dahiliye Nezareti’ne bir yazı yazmış ve yazı ilgili yerlerde görüşüldükten sonra padişah tarafından da onaylanmıştı[8].
      1900’lü yılların başından itibaren ise Ordu kazasının merkezi yaylaya bir daha taşınmamıştı ama yaylanın hareketliliği aynen devam etmekteydi. Bu hareketlik Birinci Dünya Harbi yıllarına kadar da devam etmişti. Birinci Dünya Harbi sırasında ve onu takip eden Milli Mücadele yıllarında ise yaylalar kısmen boş kalmıştı. Bu devreler zarfında, koyun sahipleri ile fazlaca sığır besleyenlerden başka yaylaya çıkan olmadı[9]. Hükümetin zayıf zamanlarına tesadüf ettiği için o devirde asayiş mefhumu ortadan kalkmış bulunuyordu.
      Çambaşı yaylası tarihinin en önemli olaylarını da yine bu yıllarda yaşamıştı. İki büyük yangın geçirmişti. Bu yangınlardan ilki 1913 yılında yaşanmış ve yaylada çok sayıda ev ve dükkan yanmıştı. 13 Mayıs 1919 yılında ise çıkan yangın sonucu iki yüzü aşkın ev ve iş yeri yanmış on bin lira civarında da maddi zarar oluşmuştu. Bu yangının çıkış nedeni araştırıldığında ise iki Rum tarafından bir kahvehanenin kasıtlı olarak yakılmasıyla başlatıldığı ortaya çıkmıştı. Durum Trabzon Valiliği’nce Dahiliye Vekaleti’ne de bildirilmişti[10].
      Çambaşı çarşısının yanması, özellikle yıllarını yaylada geçirmiş olan Ordu eşrafını çok üzmüştü. Bunun için bir an önce felaketin izlerini silmek üzere çalışmalara başlanmıştı. Gözükanlızade Salim, Boduroğlu Şevket, Furtunzade Halim, Kotanı İmamı Salih Efendiler başta olmak üzere yaylanın ileri gelenleri, önce Kotanı civarındaki Karaarslan mevkiinden biçtirdikleri keresteleri Çambaşı’na taşıtmışlar ve 150 dükkandan oluşan yeni Çambaşı’nı inşa etmişlerdi. Tüm masrafı da kendi ceplerinden karşılamışlardı[11]. Ancak 14 Ağustos 1966 yılında çıkan yangında bu dükkanların da çoğu yanmış günümüze ulaşamamıştır. Çambaşı çarşısında şimdilerde var olan estetik yoksunu beton yapılar bu yangından sonra yapılmıştı[12].
      Bir yandan yangınlar diğer yandan asayişsizlik yüzünden Çambaşı, Birinci Dünya Harbi yıllarından itibaren eski günlerine bir daha dönememiştir. Özellikle asayişsizlik uzun yıllar yaylanın başına bela olmuştur. Nitekim bu yüzden bir zamanlar bölgenin ticaret merkezi olan yaylada, 1946 yılında hayvan ve eşya pazarı kurulması, kahve ve iş yerlerinin açılması Ordu Valiliği’nce yasaklanmıştı. Yine 1976 yılında da yayla topraklarında cinayetlerin artması üzerine içki içilmesinin bir süre yasaklandığı görülmektedir[13].
Yaylanın tarihine ait diğer önemli gelişmeler ise şu şekildedir.
      İlk defa 1926 yılında Çambaşı merkezine telefon hattı çekilmiştir. Ancak 1927-1928 yılında tellerin hırsızlarca çalınması önlenemediğinden 1957 yılına kadar yayla telefonsuz kalmıştır.
      İlk defa motorlu araç olarak 17 Temmuz 1934 tarihinde Mustafa Eren’in kullandığı kamyon, Çambaşı merkezine kadar çıkmıştır. Bundan sonra, Ordu- Kabadüz-Çambaşı yolunun açıldığı 1955 yılına kadar yaylaya herhangi bir motorlu araç çıkamamıştır.
Günümüzde Çambaşı yaylasına geleneksel tarzda gidişler neredeyse yok denecek kadar azalmıştır. Bunun yerine günü birlik ve belirli günlerdeki şenlikler vb. etkinlikler dolayısıyla çıkılmaktadır. Bu haliyle de Çambaşı, Karadeniz’in ve ülkemizin önemli turizm merkezlerinden biri olma yolunda hızla ilerlemektedir.
[1] Bahaeddin Yediyıldız, Ünal Üstün, Ordu Yöresinin Tarihinin Kaynakları(1455 Tarihli Tahrir Defteri), Ankara 1992, s. 21
[2] Yaylaya çıkanlardan her sürüden bir koyun ve her haneden 200 dirhem yağ olarak alınan vergi. Bkz. Orhan Sakin, Anadolu‘da Türkmenler ve Yörükler, İstanbul 2006 s. 75
[3] BOA, Y. PRK. UM, 30/8
[4] BOA, MF.MKT, 37/151
[5] BOA, BEO, 86/6349
[6]Salname-i Vilayet-i Trabzon 1296, s.295
[7] Sıtkı Çebi, Ordu Şehri Hakkında Derlemeler ve Hatıralar, İstanbul 2000, s.50
[8] BOA, İ.DH, 1425/Ca-38
[9] Bilal Köyden, “Yaylalarda Birkaç Gün”, Ordu Postası,31 Temmuz 1957
[10]BOA. DH.EVM. AYŞ, 10/19
[11] Sıtkı Çebi “Çambaşı”, Ordu Sesi, 16 Mayıs 1975
[12] Sıtkı Çebi, “Çambaşı” Ordu Sesi, 15 Temmuz 1975
[13] Ordu Sesi, 16 Temmuz 1976

Bir Zamanlar Çambaşı Yaylası